02 Şubat 2013

Kader, imtihan ve Özgür İrade Çıkmazı


İslamcılar kader ve imtihan çelişkisini açıklamaya çalışırken sık sık " Allah bizim ne yapacağımızı, cennete mi cehenneme mi gideceğimizi biliyor ve takdir ediyor ama yaptıklarımıza karışmıyor, bizim özgür irademiz var" derler. Aslında bu argüman ilk etapta mantıklı gibi gelse de çelişkinin üstünü örtmekten başka bir şey değildir. Çünkü bir Tanrı'nın bilmesi demek zaten müdahil olmasıyla aynı anlamdadır. İslam'a göre bütün evreni, zamanı ve mekanı o yaratmıştır. Evrendeki bütün neden sonuç ilişkilerini, bütün hareketi o belirler. Kendi iradesi dışında gelişen olaylardan haberi oluyor olsaydı, Tanrı sadece biliyor, karışmıyor diyebilirdik ancak onun iradesi dışında evrende hiçbir şey olamaz. Bir toz zerresinin hareketi bile onun ilminin sonucudur.


İnsan verdiği kararları çevresindeki koşullara ve faktörlere göre verir. Bu koşullar ve faktörler ise Tanrı'nın kontrolü altında, hatta onun sebep olduğu şeyler olduğundan, Tanrı eğer denilen vasıflara sahipse, insan gerçekten özgür olamaz. İnsanın hangi ailede, hangi ülkede doğduğu, genleri, zeka seviyesi, içinde yetiştiği çevre, ekonomik durumu, önceki tecrübeleri, onu iyiliğe veya kötülüğe iten dış etkenler yani insanın davranışlarını belirleyen bütün unsurlar Tanrı'nın iradesine dayanır. Kainatın her anında ve her zerresinde mutlak bir hakimiyeti ve iradesi olan Tanrı'nın dışında özgür bir insan iradesinden de söz edilemez. Durum bu olmasa ve Tanrı insanı gerçekten özgür kılabilecek (ve kılmış) olsa, yani insanın kararları konusunda Tanrı'nın hiçbir kontrolü olmasa, o zaman da bu durum Tanrı'nın özgürlüğünü kısıtlar. İnsanın özgürlüğü ve iradesi Tanrı'nın mutlak iradesiyle çelişir. İnsan gerçekten seçimlerinde özgürse ve Tanrı'nın bunda hiçbir rolü yoksa, fonksiyonu sadece bunları baştan bilmekten ibaretse, bu Tanrı'nın gücüne sınır koyar. Tanrı her şeye kadir olduğuna göre, bizim seçimlerimiz de onun onayı ve bilgisi dahilindedir. Hatta çevremizdeki her şeyi o yarattığından, seçimlerimiz de dolaylı olarak onun sebep olduğu şeylerdir. Dolayısıyla, hem Tanrı hem de insan bir arada özgür olamaz. Cüz-i irade ve külli irade ayrımı da bu işi çözmeye yetmez. Bu çelişki dinlerin doğasında vardır ve din adamları bunun içinden ağızlarıyla kuş tutsalar çıkamazlar. Kendilerine sorun, alacağınız hiçbir cevap sizi tatmin etmeyecektir.

İslam'ın tanrısının bir ismi de El-Alim'dir. Yani “Ezelî ilmiyle, büyük-küçük, mümkün-muhal, gizli-aşikâr her şeyi bilen.”, “İlmi, yaratılmış ve yaratılmamış her şeyi birlikte ihata eden (kaplayan, içine alan).” demektir. Zamanı ve mekanı yaratan Tanrı, zamandan da , mekandan da münezzehtir. Gelecek, geçmiş gibi kavramların O'nun için önemi yoktur. Gaybı yalnız o bilir. Bilgisi haricinde hiçbir şey olamaz. Dolayısıyla, Tanrı daha evreni bile yaratmamamışken; Şeytan diye bir varlığı yaratacağını, onun isyan edeceğini, onunla iddiaya tutuşacağını, cehennemi yaratacağını, insanı yaratacağını, orada hangi insanların yanacağını, hangilerinin kurtulacağını biliyor ve bu bilgiyle bütün bu yaratım işini yapıyorsa orada imtihandan veya özgür iradeden bahsedilemez. Sadece kendi yarattığı aciz ve zavallı kullarından keyfine göre kimisini sonsuza kadar ateşlere atan kimisini de hurilerin arasına atan. Bunu hangi amaca yönelik olarak yaptığı da belli olmayan sadist ve psikopat bir tanrıdan söz edilebilir. İslam mitolojisinin ve hatta diğer tek tanrılı dinlerin de tarif ettiği Tanrı budur.