23 Şubat 2007

Kuran; Tevrat'ın Kötü Kopyası

(1)


Bazıları Kuran ve Tevrat'ın Allah'ın kitapları olduğunu, dolayısıyla aynı şeylerden bahsetmiş olmalarının doğal olduğunu söyleyeceklerdir. Varsalalım böyledir, peki neden anlatımlar çelişkilidir? Hristiyanlık uzmanı(?) bir dostun söylediği gibi; Kuran Tevrat'ın çelişkilerini mi düzeltmektedir, yoksa Muhammed olayları aklında kaldığı kadarı ile yarım yamalak mı aktarmıştır?

Tevrat'tan yapılan kopyalar, Kuran'a çoklukla orjinal hikayeden farklı ve eksik alınmışlardır. Bu yazımızda, bu tür eksik ve farklı yanları, bir kaç örnekle birlikte göstermeye çalışacağız.


Tevrat, Çıkış-14/21 'Ve Musa deniz üzerine elini uzattı ve Rab bütün gece kuvvetli şark yeli ile denizi ve denizi kara etti ve sular yarıldı...'

Kuran,

Şuara-63 'Bunun üzerine Musa'ya: Asan ile denize vur diye vahyettik. (Vurunca deniz) derhal yarıldı (oniki yol açıldı) her bölük koca bir dağ gibi oldu.'

Tevrat, Musa'nın bir illizyonist gibi elini denize uzattığını, denizin yarılarak kara olduğunu söylüyor. Peki Kuran 'asa ile denize vurma' hikayesini nereden çıkartıyor? İşin aslını Tevrat'tan daha mı iyi biliyor? Gerçekte Allah 'asan ile denize vur' diye vahyetti, fakat Musa bu vahiy'e uymayip eli ile hareket mi çekti? Yoksa Hristiyanlik uzmanı dost'un söylediği gibi, Kuran Tevrat'ın çelişkilerini mi düzeltiyor?


Sad-21 '(Ey Muhammed!), Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanmışlardı.'

Sad-22 'Davud'un yanına girmişlerdi de Davud onlardan korkmuştu. "Korkma! Biz birbirine hasım iki davacıyız, aramızda adaletle hükmet, haksızlık etme; bize doğru yolu göster" dediler.'

Sad-23 '(Onlardan biri şöyle dedi:) Bu, kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benimse bir tek koyunum var. Böyle iken "Onu da bana ver" dedi ve tartışmada beni yendi.'

Sad-24 'Davud: Andolsun ki, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu, birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. Yalnız iman edip de iyi işler yapanlar müstesna. Bunlar da ne kadar az! dedi. Davud, kendisini denediğimizi sandı ve Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapandı, tevbe edip Allah'a yöneldi.'

Sad-25 'Sonra bu tutumundan dolayı onu bağışladık. Kuşkusuz yanımızda onun yüksek bir makamı ve güzel bir geleceği vardır.'

Sad-26 'Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında adaletle hükmet. Heva ve hevese uyma, sonra bu seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah'ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır.'

Sad Sure'si içinde 6 Ayet tutan bu kıssa ile ilgili başka açıklama bulunmamaktadır. Açıklamalar tefsirler içindedir ve diğer Davut kıssaları da göz önüne alınarak açıklanmaya çalışılır. Fakat hiç kimse aslı Tevrat'ta olan hikayenin, Kuran tarafından çarpıtılarak verildiğinden söz etmez. Çünkü Davut ahlaksız bir peygamberdir. Muhtemelen "bu ne ahlaksız peygamber" denilmesi önlenmek için, masal farklı bir şekle getirilerek anlatılmıştır.

Sad-26'da kutsanarak 'peygamber' ilan edilen Davut'a 'heva ve hevese uyma' denilerek, hikayenin aslı hakkında minik de olsa ip ucu verilmektedir. Gerçekte ise Davut, 'heva ve hevesine' uymuştur.

Kuran'ın hikayesini değiştirerek çarpıttığı, gerçekte son derece ahlaksız ve karaktersiz olan Davut'un, asıl hikayesini Tevrat'tan okuyalım;

(Kısaltarak veriyorum.)

Sarayının çatısında oturan Davut, yakın çevredeki evlerin birinde çıplak olarak yıkanmakta olan bir kadın görür. Hemen adamlarını çağırır ve kadını yanına getirmelerini söyler. Getirilen kadınla 'yatan' Davut, kadına sahip olmak ister. Kadın Davut'un yakın arkadaşı Hitti Uriya'nın karısıdır ve adı Batşeba'dır. Kadın'a sahip olabilmek için Uriya'yı öldürtmekten başka çözüm bulamayan Davut, Uriyayı savaşa gönderir. Fakat adamlarına Uriya'yı savaşın en tehlikeli yerinde savaştırmalarını söyler. Uriya orada ölür ve Davut Uriya'nın karısı Batşeba'ya el koyar. (Unutmadan söyleyeyim, Davud'un Batşeba'dan önce tam '99 KARISI' vardır.)
(NOT: ayrıntılı bilgi içim Eski Ahit 2. Samuel Bap-11'e bakınız.)
Kuran'ın asıl hikayesini çarpıttığı(!), kendisine kitap verildiğini ve peygamber olduğunu söylediği Davut, işte bu Davut'tur.


(2)



Süleyman ve Sebe Melikesi...

Neml-16-17-18-19 ''Süleyman Davud'a mirasçı oldu. Dedi ki : ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi. Bize her şeye ait bilgi verildi. Gerçekten bu apaçık bir lütufdur. Süleyman'ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan kurulu ordusu toplandı. Hepsi topluca gidiyorlardı. Nihayet karıncaların bulunduğu vadiye geldiklerinde bir karınca: ''Ey karıncalar! yuvalarınıza girin. Süleyman ordusu bilmeden sizi çiğnemesin'' dedi. Süleyman onun bu sözünü duyunca hafifçe güldü ve''rabbim'' dedi. Bana, anama ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın iyi şeyleri yapmakta beni muaffak et...''

Neml-20-21-22 ''Süleyman kuşları araştırarak: Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplarda mı? 'Bana neden bulunmadığının sebebini bildiren bir delil getirmelidir. Yoksa onu şiddetli bir azaba uğratır veyahut keserim.' dedi. Çok geçmeden hüdhüd geldi ve 'senin bilmediğin bir şeyi öğrendim ve Sebe'den doğru bir haberle sana geliyorum'.''

Daha sonra Hüdhüd kuşu Sebe Melikesinden bahseder, çok büyük tahtı olduğunu, gerek o gerekse onun milletinin Allah'ı bırakıp Güneş'e tapındıklarını, onların yoldan çıkmış olduklarını ve şeytana uymakta olduklarını söyler.

Neml-27-28 ''Süleyman dedi ki: Bakalım doğru mu söylüyorsun. Yoksa yalancılardanmısın? Şu mektubumu götür. Onu onlara ver. Sonra yana çekil. Bak bakalım ne cevap verecekler?''

Sonrasında Sebe Melikesi Hüdhüd'ün getirdiği mektubu okur, mektupta Süleyman; bana baş kaldırmayın teslim olun demiştir. Sebe melikesi ulularına danışır; durum budur der. Ulular ise 'biz güçlü ve savaşçı milletiz, emir senindir düşün karar ver' derler. Melike;

Neml-34-35 'Melike, 'hükümdarlar bir memlekete girdiler mi, orayı perişan ederler ve halkının ulularını hakir hale getirirler. Onlar da böyle yapacaklardır' dedi. Ben onlara bir hediye göndereyim de, bakalım elçiler ne ile dönecekler.'

Devamında Süleyman; 'onlar teslim olmadan kim bana Melike'nin tahtını getirebilir' der. Cinlerden biri (İfrit); ben getiririm der. Göz açıp kapayıncaya kadar İfrit tahtı Süleymana getirir. Süleyman 'Bu dedi, şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin lutfundandır' (Neml-40) dedi. Daha sonra Süleyman Sebe Melikesinin getirilmesini söyler, bakalım tahtını tanıyacakmıdır? Melike'ye bu taht senin mi diye sorulur. O da; 'tıpkı o' der, sonrasinda ilave eder; 'bize daha önce bilgi verilmiş ve biz de Müslüman olmuştuk. Onu ise Allah'tan başka taptığı şeyler alıkoymuştu. Çünkü kendisi inkarcı bir kavimdendi. (Neml-42-43)

Neml-44 'Ona köşke gir dendi. Melike onu görünce derin bir su sandı ve eteğini yukarı çekti. Süleyman 'bu billurdan yapılmış seffaf bir zemindir dedi. Melike dedi ki: Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmişim. Süleymanla beraber alemlerin rabbi olan Allah'a teslim oldum.'

(Bu hikaye ile ilgili pek çok soru alimlerin bile kafasını karıştırmaktadır. Örneğin; Kuşların ve karıncalarin dilini bilmenin pratikteki yararı nedir? Hüdhüd ne menem bir kuştur, ne ne iş yapar? Üzerinde oturulan taht, fark edilmeden nasıl çalınır? İslam'ın ortaya çıkmasına yüzlerce yıl varken nasıl Müslüman olunur? vs.)

Kuran'da anlatılan, yaklaşık 30 Ayet tutan karmaşık ve mantık yoksunu bu hikaye de Tevrat kaynaklıdır. Tevrat'ta konu daha yalın, daha makul ve daha kabul edilebilir şekilde anlatılmışken, Kuran'da konu neden akıl dışıdır bilinmez. Diğer taraftan Tevrat'ta anlatılan hikayenin, Kuran'da anlatılan hikaye ile hiç bir benzerliği bulunmamaktadır.

Filmlere ve kitaplara konu olup, dünya edebiyatına giren 'Süleyman ve Seba Melikesi' hikayesini aşağıda kısaca veriyorum;

(Tekmilini birden okumak isteyen Tevrat/I Krallar, Bap 10'a bakabilir.)

Seba kraliçesi, çok zeki ve akıllı olan Süleyman'ın ününü duymuştur. Onu görmek ve bulmacalarla denemek için Kudüs'e gitmeye karar verip yola çıkar. Beraberinde baharat, altın ve kıymetli taşlarla yüklü bir kervan ve çok sayıda insan bulunmaktadır. Kudüs'e ulaşır, Süleyman ile uzun konuşmalar yapar, soracağı bütün bilmece ve bulmacaları sorar. Sorduğu her şeye kusursuz cevaplar alan kraliçe, Süleyman'ın her şeyine (yaşayışına, sarayına, yakışıklılığına vs.) hayran olur ve; 'buraya gelmeden önce hakkında duyduğum şeylerin doğru olduğuna, gelip görene kadar inanmamıştım. Fakat bana bildirilenler gerçeğin yarısı bile değilmiş. Senin halin anlatılanlardan çok daha üstünmüş, seni İsrail tahtına koymak için senden razı olan Rab mübarek olsun.' der. Sonrasında yanında getirdiği hediyeleri Süleyman'a verir. Süleyman'da ona bir takım hediyeler verir ve Seba kraliçesi adamlarıyla birlikte yola çıkar ve memleketine döner.

Tevrat'ın anlattığı hikaye bu iken, Kuran bambaşka ve alakasız bir hikaye anlatır. Acaba Muhammed, Tevrat'tan 'Seba Melikesi ile Süleyman' isimlerini beraberce duymuş, fakat hikayenin aslını bilmiyor, hikayenin aslını bilmediğinden mevzu yoklugunda yeni bir hikaye uydurmuş olabilir mi??

(NOT: Yaklaşık 700 karısı olduğu rivayet edilen Süleyman da oldukça ahlaksız ve karaktersizdir. 'Armut dibine düşer' derler ya; Süleyman'ın babası DAVUT'tur...)



(3)



Bakara Sure'sinde 3 Ayet ile anlatılan, Talut ve Calud kıssası bulunmaktadır;

Bakara-249. 'Talut askerlerle beraber (cihad için) ayrılınca: Biliniz ki Allah sizi bir ırmakla imtihan edecek. Kim ondan içerse benden değildir. Eliyle bir avuç içen müstesna kim ondan içmezse bendendir, dedi. İçlerinden pek azı müstesna hepsi ırmaktan içtiler. Talut ve iman edenler beraberce ırmağı geçince: Bugün bizim Calut'a ve askerlerine karşı koyacak hiç gücümüz yoktur, dediler. Allah'ın huzuruna varacaklarına inananlar: Nice az sayıda bir birlik Allah'ın izniyle çok sayıdaki birliği yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir, dediler.'

Bakara-250. 'Calut ve askerleriyle savaşa tutuştuklarında: Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır. Bize cesaret ver ki tutunalım. Kafir kavme karşı bize yardım et, dediler.'

Bakara-251. 'Sonunda Allah'ın izniyle onları yendiler. Davud da Calut'u öldürdü. Allah ona (Davud'a) hükümdarlık ve hikmet verdi, dilediği ilimlerden ona öğretti. Eğer Allah'ın insanlardan bir kısmının kötülüğünü diğerleriyle savması olmasaydı elbette yeryüzü altüst olurdu. Lakin Allah bütün insanlığa karşı lutuf ve kerem sahibidir.'

Tam olarak anlaşılamayan bu kıssa, insanın aklına bir sürü soru getiriyor. Talut ve Calud kimdir? Neden savaşmışlardır? Irmaktan su içen insanlar neden imtihan edilmişlerdir? İmtihan sonunda ne olmuştur? Mevzu Talud ve Calud iken, Davut nasıl, nereden ortaya çıkmıştır? Vs. Vs. Kuran her zamanki keyfiliği ile, aniden anlatıp bitirdiği bu hikaye hakkında hiç bir açıklama yapmamaktadır. Olayın aslı ile ilgili bilgi Tevrat kurcalandığında bulunmaktadır. Tevrat ayrıntı vermekte Kuran kadar cimri değildir ve bir çok konu ayrıntılı olarak Tevrat'tan öğrenilmektedir.

(İnsan'ın aklına; o dönem Muhammed inanırlarının, aynen İsevi'ler gibi Tevrat'ı bildikleri, kendi kitaplarını okurken Tevrat'ı bir başvuru kitabı olarak kullandıkları geliyor. 'Hatırladınız mı' diye başlayan Ayet'ler göz önüne alındığında, Tevrat'tan yarım yamalak alınan kıssa'ların, o dönem inanırlarının gerçekte hikayenin tamamını biliyor oldukları gibi bir izlenim yaratıyor.)

Herneyse, yukarıdaki başı sonu belli olmayan kıssa'yı asıl kaynağından ögrenmeye çalışalım;

(Uzun olan hikayeyi kısaltarak vereceğim, tamamını merak edenler Hakimler bap-6-7'den okuyabilirler.)

İsrailoğulları Tanrı'nın istemediği şeyleri yaptıkları için, Tanrı tarafından ceza olarak Midyani'lerin egemenliği altına sokulmuşlardır. Uzun yıllar eziyet çeken İsrailoğulları, Tanrıya şikayet edip kendilerini kurtarmasını isterler. Tanrı bu yakarışları haklı bulup, İsrailoğulları'na bir peygamber vermeye karar verir. Peygamber olarak Cad'ı (Gideon) seçer, ve 'Rab seninledir, bu kuvvet ile git İsrail'i Midyan'ın elinden kurtar' der. Cad, 'ne ile kurtaracağım, elimde hiç bir şey yok' deyince Rab, 'mutlaka seninle olacağım ve Midyanileri vuracaksın' der.

Cad kavminden cok kalabalık bir ordu toplar. Fakat Tanrı toplanan ordu savaşı kazandığında, bunu kendilerinin başardığını sanacağını ve kendisine minnet duyulmayacağını, hatta kibirle bu işi kendilerinin becerdiklerini soyleyeceklerini düşündüğünden Cad'a, 'Kavmine söyle, kim korkuyorsa geri dönsün de' der. Otuziki bin kişilik ordunun yirmiiki bini döner ve geriye on bin kişi kalır. Fakat Tanrı bunu da çok bulur ve hala İsrailoğullarının savaşı, Tanrı'nın yardımı olmadan kendilerinin kazandığını söyleyeceklerini düşündüğünden, 'Kavminin sayısı yine fazladır, onları suya indir ve ben onları deneyeceğim. Seninle beraber gidecek dediğim adam seninle gidecek, seninle gitmeyecek dediğim adam seninle gitmeyecek.' der.

Cad adamlarını suya indirir, Tanrı, 'Köpeğin diliyle içtiği gibi su içen her adamı ayrı, ve su içmek için dizlerinin üzerine çöken her adamı da ayrı koyacaksın.' der. Dilleriyle su içenler bir kenara ayrılır, bunların sayisi üçyüzdür. Diğerleri de geri gonderilir. Tanrı, 'diliyle su içen üçyüz kişi ile kurtaracağım' der. Sona kalan bu üçyüz kişi ile Cad düşmana saldırır, Tanrı'nın desteği ile Midyan ordusunu yener.

Gerçek hikaye budur ve görüldüğü gibi olayın kahramanı 'Talud' değil Cad yani Gideon'dur. Ayrıca olay Muhammed'in anlattığı gibi saçma sapan değil, iyi kötü kurgusu olan bir hikayedir. Muhammed bu hikayeyi son derece kısaltıp, kendi politikasına uydurmak için inanırlara bir vahiymiş gibi olarak aktarmıştır.

Burada diğer karmaşık konu ise Bakara-251'de söylendiği gibi, 'Davud'un Calud'u öldürmesidir'.
Tefsirlere baktığımızda karşımıza şu hikaye çıkıyor;

Bu savaş sırasında Davud 7-8 yaşlarındadır. Tanrı, Talut'a (Cad) Calut'un Davud tarafından öldürüleceğini söylemiş ve bu nedenle Talut Davud'u da yanında götürmüştür. Yolda giderlerken uç taş canlanıp konuşmaya başlamış ve Davud'a, 'Bizi al, Calut'u bizimle öldür' demişler. Davud taşları almış, savaş sırasında sapanı ile atmış ve Calut'u öldürmüştür.

Geçmişte Taberi'den aktardığım bir Hadis'de, Calut'un 500 batmanlık bir 'tolga' (NOT: 3.5 tondan fazla) taşıdığını yazmıştım. Şimdi düşünüyorum; 500 batmanlık bir tolga taşıyan azman (veya dev, veya...) bir adam, sapan ile atılan üç taş ile nasıl ölür? Mevzu İslam'a ait bir Hadis'te geçiyorsa, ölür...



(4)




Yahudilerin kitabından yarım yamalak alınmış bir masal daha...

Sebe-12 'Sabah gidişi bir aylık mesafe, akşam dönüşü yine bir aylık mesafe olan rüzgarı da Süleyman'a (onun emrine) verdik ve onun için erimiş bakırı kaynağından sel gibi akıttık. Rabbinin izniyle cinlerden bir kısmı, onun önünde çalışırdı. Onlardan kim emrimizden sapsa, ona alevli azabı tattırırdık.'

Sebe-13 'Onlar Süleyman'a kalelerden, heykellerden, havuzlar kadar (geniş) leğenlerden, sabit kazanlardan ne dilerse yaparlardı. Ey Davud ailesi! Şüukredin. Kullarımdan şükreden azdır!'

Sebe-14 'Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü, ancak deyneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. (Sonunda yere) yıkılınca anlaşıldı ki cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azap içinde kalmazlardı.'

Pek anlaşılır olmayan bu hikayeden anlayabildiğimiz şu;

Süleyman bir şey(ler) yaptırıyor, Allah ise Süleyman'ın emrine cinlerle birlikte bir çok şey veriyor; ne işe yarayacağı bilinmeyen rüzgar, erimiş bakır ve kaytardıklarında alevler ile cezalandırılan cinden işçiler. Fakat Sebe-14'de olay karmaşıklaşıyor; Allah Süleyman'ın ölümüne karar veriyor fakat nedense cinlerin bilmesini istemiyor. Süleymanın deyneğini yiyen (Deynek muhtemelen Süleyman'a ait) oyun bozan ağaç kurdu, cin'lere Süleyman'ın öldüğünü söylüyor. Ve böylece, eğer cinler gaybı (geleceği) bilselerdi, o küçük düşürücü azap içinde kalmayacaklardı(?) sonucuna ulaşılıyor. Bu sonuca göre insanın aklına bir soru takılıyor; küçük düşürücü azap içinde kalmamak için, gaybı bilmek mi gerekiyor? Bu sadece cin'ler icin geçerli bir durum mu yoksa, insanlar için de geçerli mi? Bu noktada, Allah'ın dışında da gaybı bilmenin mümkün olduğu sonucu çıkarılabilir mi?

Her ne ise...

Bu karmaşık, ne olduğu pek anlaşılmayan kıssa'nın da aslı yine Tevrat'ta, fakat bazı değişikliklerle...

Bakalım;

(Tevrat'tan alıntıladığımız hikaye; Süleyman tarafından yaptırılan, içinde on emir'in bulunduğu kutsal sandığın saklandığı -ki bir zamanlar var olduğu kabul edilen bu kutsal sandık, dünya üzerinde izine rastlanamamış ve hiç bir zaman bulunamamıştır-, efsanevi Süleyman tapınağı ile ilgilidir. Bu tapınak bugün bulunmamaktadır, gerçekte mevcut olduğu bile tam olarak bilinmemekte ve geçmişte yapılan bazı savaşlar sonunda yıkıldığı söylenmektedir. Kudüs'te bulunan, geçmişi hakkında kesin bir bilgi bulunmayan meşhur ağlama duvarı'nın, efsanevi Süleyman tapınağının son kalıntıları olduğu iddia edilir...)

İrailoğullarının Mısır'dan çıkmalarının 480. yılında, krallığının dördüncü yılında Süleyman Tanrı adına bir mabet inşa ettirmeye basladı. Bu tapınağın inşası sırasında hiç gürültü yapılmıyordu. Yani ne bir çekiç, ne balyoz, ne balta ne de başka bir ses işitilmiyordu. Bu da bir TOPRAK KURDU'nun refakati sayesinde gerçekleşiyordu. Bu kurt çalışanlara taşların nasıl parçalanacağını ve sessizce nasıl taşınacağını gösteriyordu.

Hikaye uzun fakat çalışanların cin taifesinden olduğu söylenmediği gibi, Süleyman'ın öldüğü de zikredilmemektedir. Hatta tanrı Süleyman'a; 'Bu yaptığın eve gelince, eğer benim kanunlarımda yürürsen, o zaman baban Davud'a söylediğim sözleri seninle pekiştireceğim. Ve İsrailoğullarının ortasında oturacağım ve kavmim İsrail'i bırakmayacağım.' der. Ayrıca Kuran'da söylendiği gibi 'kurt', ağaç kurdu değil, bir toprak kurdu'dur.

Kısaca işin aslı Kuran'ın söylediği gibi değildir.