14 Temmuz 2014

Kuran’da Kölelik ve Cariyelik

Kuran hiçbir ayetinde, köle ve cariyeliği kaldırdım dememiş, Hicaz bölgesindeki uygulamayı reforme ederek devam ettirmiştir. Hatta Medine döneminde, kurulan Medine İslam devletinde, köle ve cariyelerin hukuksal statüsü kayda bağlanmış ve İslam dünyasında asırlarca uygulanan köle ve cariyelik hukukunun temelleri atılmıştır. Bu durum, Kuran’ın evrensel değil, tarihsel ve yöresel olduğunun açık kanıtı olarak karşımızda durur.


Kuran, pek çok bakımdan seslendiği Arap toplumunun değer anlayışına gönderme yaptığı gibi, onların ekonomik yaşamlarının uzantısı olan kurumlarına da değinir. Onların ekonomik temelde yapılanan sınıfsal yaklaşımlarına atıflar yapar, yer yer bunlarda insani reformlar yapmaya yönelir. Kuşkusuz bu durumun en önemli göstergelerinden birisi, kölelik ve cariyelik kurumudur. Bildiğimiz kadarıyla Kuran’ın seslendiği Arap toplumunda köle ve cariye yaygındı; hatta Hz. Peygamber’in bile köle ve cariyeleri vardı. Kuran’ın kölelik ve cariyelikle ilgili söylemi, bu kurumların kaldırıldığı modern zamanlarda, pek çok tartışmaya konu olmuştur. Bu tartışmalarda, Kuran’ın evrensellik-yerellik ikileminde ele alınmasının köklü rolü olmuştur. Kimi modern Kuran yorumbilimcilerine göre, Kuran köleliği kaldırmış, kimine göre ise sadece konumlarında kısmi reformlar yapmıştır.

Biz bu bölümde, üzerinde sıkça tartışma yapıldığı için, Kuran’da kölelik ve cariyelikle ilgili yargıları önce özetleyeceğiz, ardından da, köle ve cariyelere ilişkin Kuranî yargıları teker teker ortaya koyacağız. Kuşkusuz bu çabamız, Kuran’ın sosyo-kültürel ve sınıfsal alt yapısını görmek açısından da önemli veriler sunacak, onun tarihsel, yerel bağlamını görmemize olanak sağlayacaktır.

Kuran’da köle ve kölelik
Kuran’da köle, genellikle, abd, rakik, rakabe, kınn, memlük, vasîf, mülk-i yemin gibi sözcüklerle ifade edilir ve anlaşıldığı kadarıyla 21 yerde geçmektedir. Bunlardan Beled, Zümer, Nahl ve Mü’minun surelerinde geçenler Mekke, diğerleri ise Medine dönemine aittir. Kuran’da köle kavramının tarihsel gelişimini görmek için, ayetlerin nüzul sırasını dikkate almak gerekir; çünkü Kuran yaklaşık 23 yıla yayılmış bildirilerden oluşur. Aksi yaklaşım, Kuran’ın söyleminde köle kavramının tarihsel evriminin görülmesine engel teşkil eder. Tarihsel evrimi içerisinde Kuran’a bakıldığında köle ve kölelikle ilgili olarak karşımıza çıkan manzara şudur:
Kuran ilk zamanlarda köle azat etmeyi zorlu bir yokuş olarak niteler; hatta bu dönemde, Tanrı’ya ortak koşma konusu, köle-efendi ilişkisiyle ortaya konulmaya çalışılır. Medine döneminde, kölelik kurumu hâlâ meşru bir kurumdur, inanan köleler sadece putperestlerden daha değerli olarak görülürler. Ancak hür müminlerden aşağı statüdedirler, çünkü onlar ekonomik mal niteliğine sahiptirler. Onlarla ancak özgür birisiyle evlenilmeye güç yetirilemezse evlenilebilir. Gelişen süreçte mükatebe yani kölenin özgürlüğünü bir anlaşmayla satın alması gündeme getirilir, ancak bu koşula bağlanmıştır, onlarda bir hayır/iyilik görülürse bu yapılabilir. Mükatebe usulü, yani özgürlüğü satın alma meselesi para gerektirdiği için köleler, Medine döneminde, zekât alan sınıfa sokulmuşlardır. Ancak, Kuran’da bir kölenin kölelikten kurtulma yolu, daha ziyade müminin zıhar yapması, yanlışlıkla bir mümini öldürmesi, ya da yemini bozması gibi günahların kefareti olarak olasıdır. Fakat bu türden günahların tek kefareti köle azat etmek değildir.
Bundan ne çıkar?
Hem Mekke hem de Medine döneminde Kuran köle kurumunu meşru bir kurum olarak görmüştür ve asla, köleliği kaldırdım dememiştir. Hicaz bölgesindeki mükatebe usulüne sadece günah kefareti olarak köle azat etmeyi eklemiştir.
Hz. Muhammed Medine’de devlet kurunca köleliği neden kaldırmadı, bütünüyle yasaklamadı?
O koşullarda bu çok zordu; çünkü köleler o dönemin ekonomik değeriydiler. Şu halde Kuran ve İslam köleliği kaldırdı savı, Kuran’daki köle uygulamalarıyla ilgili pek çok ayeti görmemek, ya da postmodern bir manevrayla görmezden gelmek anlamına gelir.
Şimdi, özetlediğimiz bu durumu nesnelleştirmek için, Kuran’da köle ve köleliğe ilişkin ayetleri tahmini nüzul sırasını da dikkate alarak ortaya koyalım.



Mekke dönemi
a) Mekke döneminde, Hz. Muhammed’in peygamberliğinin başlangıç yıllarında; köle azat etmek güç bir iş, sarp bir yokuş olarak nitelendirilir.
“O sarp yokuş nedir bilir misin? Köle azat etmek. Veya açlık gününde yemek yedirmektir.” (Beled Suresi, 12-14)
b) Mekke döneminde, Tanrı’ya ortak koşma konusu, köle örneğiyle anlatılmaya çalışılır. Çok kişiye bağlı olan köle, bir kişiye, tek bir efendiye bağlı olan insan karşısında aşağı sayılır, bu bakımdan köle aşağı bir statüde sunulur.
“Tanrı, çekişip duran birçok ortakların sahip olduğu bir adam (köle) ile yalnız bir kişiye bağlı olan bir adamı misal olarak verir. Bu ikisi eşit midir? Hamd Tanrı’ya özgüdür. Fakat onların çoğu bilmezler.” (Zümer Suresi, 29)
“Tanrı size kendinizden bir temsil getirmektedir: Mülkiyetiniz altında bulunan köleler içinde, size verdiğimiz rızıklarda -birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekineceğiniz derecede sizinle eşit (haklara sahip)- ortaklarınız var mı? İşte biz ayetlerimizi, aklını kullanacak bir kavim için böylece açıklıyoruz.” (Rum Suresi, 28)
c) Mekke döneminde, Tanrıya ortak koşma konusu bağlamında, köle gündeme getirilir ve köle özgür kişi karşısında ikincilleştirilir. Hatta mal olarak görülür.
“Tanrı, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile katımızdan kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak harcayan (özgür) bir kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olurlar mı? Doğrusu övgü Tanrı’ya mahsustur. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.” (Nahl Suresi, 75)
d) Mekke döneminde, kavimleri köle olan insanlar güvenilmez olarak gösterilir.
“Bu yüzden dediler ki: Kavimleri bize kölelik ederken, bizim gibi olan bu iki adama inanır mıyız?” (Müminun Suresi, 47)

Medine dönemi
e) Artık Medine dönemindeyiz, Hz. Muhammed Medine devletini kurdu; kölelik kaldırılmıyor, sadece müminlerin sevdiği maldan harcadıkları bir sınıf olarak takdim ediliyor.
“İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Tanrı’ya, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Tanrı’nın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır!” (Bakara Suresi, 177)
f) Medine dönemi hukuki düzenlemelerinde, kölelik hukuksal uygulamalara da yansıyor.
“Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır.” (Bakara Suresi, 178)
g) Medine döneminde, köleye iyi davranmak tavsiye ediliyor.
“Tanrı’ya ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlar (köle, cariye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın. Tanrı kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez. Yanlışlıkla olması dışında bir müminin bir mümini öldürmeye hakkı olamaz.” (Nisa Suresi, 36)
h) Köle azat etme, sadece yanlışlıkla mümin öldürmenin, zıhar yapmanın ve yemini bozmanın bir kefareti olarak görülüyor.
“Yanlışlıkla bir mümini öldüren kimsenin, mümin bir köle azat etmesi ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir. Meğerki ölünün ailesi o diyeti bağışlamış ola. (Bu takdirde diyet vermez). Eğer öldürülen mümin olduğu halde, size düşman olan bir toplumdan ise mümin bir köle azat etmek lâzımdır. Eğer kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir toplumdan ise ailesine teslim edilecek bir diyet ve bir mümin köleyi azat etmek gerekir. Bunları bulamayan kimsenin, Tanrı tarafından tövbesinin kabulü için iki ay peş peşe oruç tutması lâzımdır. Tanrı her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.” (Nisa Suresi, 92)
“Kadınlardan zıhar ile ayrılmak isteyip de sonra söylediklerinden dönenlerin karılarıyla temas etmeden önce bir köleyi hürriyete kavuşturmaları gerekir. Size öğütlenen budur. Tanrı, yaptıklarınızdan haberi olandır.” (Mücadele Suresi, 3)
“Tanrı, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun da kefareti, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek, yahut onları giydirmek, yahut da bir köle azat etmektir. Bunları bulamayan üç gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğiniz takdirde yeminlerinizin kefareti işte budur. Yeminlerinizi koruyun (onlara riayet edin). Tanrı size ayetlerini açıklıyor; umulur ki şükredersiniz.” (Maide Suresi, 89)
ı) Köle kendisinden kadının ziynetini saklamaması gereken bir sınıf olarak sunuluyor.
“Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine salsınlar. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden, ailenin kadınına şehvet duymayan hizmetçi vb. tâbi kimseler yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına ziynetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları ziynetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Tanrı’ya tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz. (Nur Suresi, 31)
j) Köleleri evlendirmek tavsiye ediliyor.
“Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Tanrı kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Tanrı, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir.” (Nur Suresi, 32)
k) Mükatebe, yani kölenin özgürlüğünü satın alması, onda görülen iyiliğe bağlanıyor.
“Evlenme imkânını bulamayanlar ise, Tanrı, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunanlardan (köleler ve cariyelerden) mükatebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde bir hayır (kabiliyet ve güvenilirlik) görüyorsanız, hemen mükatebe yapın. Tanrı’nın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidir ki zorlanmalarından sonra Tanrı (onlar için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir.” (Nur Suresi, 33)
l) Köleler, ergenlik çağına girmemişlerle, buluğa ermemişlerle birlikte, yatak odalarına belli vakitte girmeleri izne bağlanıyor.
“Ey müminler! Ellerinizin altında bulunan (köle ve cariyeleriniz) ve içinizden henüz ergenlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce, öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar, mahrem (kapanmamış) halde bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında ne sizin için ne de onlar için bir mahzur yoktur. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. İşte Tanrı ayetleri size böyle açıklar. Tanrı, (her şeyi) bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nur Suresi, 58)
m) Köleler, zekât verilen sınıflardan birisi olarak sunuluyor.
“Sadakalar (zekâtlar) Tanrı’dan bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (İslâm’a) ısındırılacak olanlara, (hürriyetlerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, tanrı yolunda çalışıp cihad edenlere, yolcuya mahsustur. Tanrı pek iyi bilendir, hikmet sahibidir.” (Tevbe Suresi, 60)

Kuran’da cariye ve cariyelik
Kuran’da cariye, eme, vasîfe, memluke, ğurre gibi sözcüklerle ifade edilmektedir ve köle kavramından daha az geçmektedir. Aynı durum kadın için de geçerlidir, Kuran’da erkekli söylem daha egemendir. Cariye Mekke dönemine ait ayetlerde sadece iki yerde geçer; ikisi de, erkeklerin eşleri dışında birlikte olacağı (hatta Kuran’ın söylemiyle erkeğin iffetini ve ırzını kendisine karşı korumadığı) kadınlar olarak sunulur. Medine döneminde, ganimet olarak da nitelenen cariye -çünkü cihat Medine döneminde farz kılınmıştır ve ancak o zaman esir ve ganimet olarak cariye alınması imkânı doğmuştur-, daima erkeklerin ellerinin altındaki şey olarak nitelenir ve putperest kadınlardan daha iyi görülür. Yine özgür bir erkeğin eğer zinaya düşme tehlikesi varsa cariye ile evlenebileceği hükme bağlanır. Tabi cariyeye, evli olup da zina ederse, özgür kadına verilen cezanın yarısının verilmesi gerekir. Evli değilse, Kuran’da bir hüküm yoktur. Bu durum cariyenin sosyal konumuyla ilgilidir, iffetini koruması daha zordur. Öte yandan, Araplarda cariyeleri fuhşa zorlayıp onların üzerinden para kazanma geleneği vardır ve Kuran bu geleneğe karşı koyar. Aynı şekilde, Medine dönemindeki ayetlerde peygamberin cariyelerine atıflar yapılır; belli bir sayıdan sonra özgür kadınlarla evlenmesi yasaklansa da, cariyeler ayrı tutulur. Cariye de erkek köleler gibi, mükatebe, (yazılı sözleşme yapma) yoluyla özgürlüğünü satın alabilir.

Kuran’ın cariyeler konusundaki görüşü, tıpkı genel kölelik gibi, Hicaz bölgesinin genel anlayışına uygundur ve cariyeliğin kaldırıldığına ilişkin olarak da açık bir ifade yoktur. Hatta meşruiyeti sık sık ima edilir.
Kuran’da cariyelikle ilgili olarak ortaya konan yargılar, tarihsel evrimiyle bakıldığında şöyledir:
a) Mekke döneminde, cariyeler erkeklerin ırzlarını korumadığı iki sınıftan birisidir; birisi eşler, diğeri ise cariyelerdir. 
“Irzlarını koruyanlar, -ancak eşlerine ve cariyelerine karşı müstesna- çünkü onlar kınanmaz; bundan öteye (geçmek) isteyenler ise, onlar taşkınların ta kendileridir.” (Mearic Suresi, 29-31)
“Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir; onlar ki, namazlarında huşû içindedirler; onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler; onlar ki, zekâtı verirler ve onlar ki, iffetlerini korurlar; ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (cariyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerden dolayı) kınanmış değillerdir. Su halde, kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir.” (Müminun Suresi, 1-7)


b) Medine döneminde cariye ganimet olarak sunulur, peygamberin elinin altındaki şeydir ve ona helaldir.
“Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin hanımlarını, Tanrı’nın sana ganimet olarak verdiği ve elinin altında bulunan cariyeleri, amcanın, halanın, dayının ve teyzenin seninle beraber göç eden kızlarını sana helâl kıldık. Bir de Peygamber kendisiyle evlenmek istediği takdirde, kendisini peygambere hibe eden mümin kadını, diğer müminlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helâl kıldık). Kuşkusuz biz, hanımları ve ellerinin altında bulunan cariyeleri hakkında müminlere neyi farz kıldığımızı biliriz. (Bu hususta ne yapmaları lâzım geldiğini onlara açıkladık) ki, sana bir zorluk olmasın. Tanrı bağışlayandır, merhamet edendir.” (Ahzab Suresi, 50)
c) Hz. Peygamber cariyeler hariç, istese de diğer özgür kadınlarla artık evlenemez.
“Bundan sonra artık başka kadınlarla evlenmen, elinin altında bulunan cariyeler hariç, güzellikleri hoşuna gitse bile, bunların yerine başka hanımlar alman sana helâl değildir. Tanrı her şeyi gözetler.” (Ahzab Suresi, 52)
“Onlara (Peygamber’in hanımlarına), babaları, oğulları, kardeşleri, kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kadınları (mümin kadınlar) ve ellerinin altında bulunan cariyelerinden dolayı bir günah yoktur. (Ey Peygamber hanımları!) Tanrı’dan korkun; şüphesiz Tanrı, her şeye şahittir.” (Ahzab Suresi, 55)
d) Cariye putperest kadınlardan daha iyidir; putperestle evlenmektense onunla evlenmek daha doğrudur.
“İman etmedikçe putperest kadınlarla evlenmeyin. Beğenseniz bile, putperest bir kadından, imanlı bir cariye kesinlikle daha iyidir. İman etmedikçe putperest erkekleri de (kızlarınızla) evlendirmeyin. Beğenseniz bile, putperest bir kişiden inanmış bir köle kesinlikle daha iyidir. Onlar (müşrikler) cehenneme çağırır. Tanrı ise, izni (ve yardımı) ile cennete ve mağfirete çağırır. Tanrı, düşünüp anlasınlar diye ayetlerini insanlara açıklar.” (Bakara Suresi, 221)
e) Evlenmeye güç yetiremeyen özgür erkekler, sahip olduğu cariyelerle yetinebilirler.
“Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdirde) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın yahut da sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.” (Nisa Suresi, 3)
f) Savaş esiri cariyeler müstesna evli kadınlarla ilişki ya da evlenmek haramdır; müminler mallarıyla kadın isteyebilir; ücretini ödeyerek onlardan faydalanabilir.
“(Savaş esiri olarak) sahip olduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlar da size haram kılındı. Tanrı’nın size emri budur. Bunlardan başkasını, namuslu olmak ve zina etmemek üzere mallarınızla istemeniz size helâl kılındı. Onlardan faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan ücretlerini verin. Ücret kesiminden sonra (bir miktar indirim için) karşılıklı anlaşmanızda size günah yoktur. Şüphesiz Tanrı ilim ve hikmet sahibidir.” (Nisa Suresi, 24)
g) İmanlı hür kadın alamayan cariye alabilir; ancak sahipleri izin vermelidir; cariye fuhuş yaparsa özgür kadına verilen cezanın yarısı verilmelidir. Cariyeyle evlenmek iyi bir şey değildir; sadece günahtan korkanlar, yani zinaya düşeceğini düşünenler için geçerlidir.
“İçinizden, imanlı hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, ellerinizin altında bulunan imanlı genç kızlarınız (sayılan) cariyelerinizden alsın. Tanrı sizin imanınızı daha iyi bilmektedir. Hep aynı köktensiniz (insanlık bakımından aranızda fark yoktur). Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost da tutmamaları şartı ve sahiplerinin izni ile onları (cariyeleri) nikâhlayıp alın, mehirlerini de normal miktarda verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınların cezasının yarısı (uygulanır). Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Tanrı çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (Nisa Suresi, 25)
h) Cariyelere iyi davranmak gerekir.
“Tanrı’ya ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara (köle, cariye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; Tanrı kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez.” (Nisa Suresi, 36)
ı) Cariye ile mükatebe yapılabilir.
“Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Tanrı kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Tanrı, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir. Evlenme imkânını bulamayanlar ise; Tanrı, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunanlardan (köleler ve cariyelerden) mükatebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde bir hayır (kabiliyet ve güvenilirlik) görüyorsanız, hemen mükatebe yapın. Tanrı’nın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin.” (Nur Suresi, 32)
j) Cariyeleri fuhşa zorlamayın.
“Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidir ki zorlanmalarından sonra Tanrı (onlar için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir.” (Nur Suresi, 33)

Değerlendirme ve sonuç
Görüldüğü gibi, Kuran’da kölelik ve cariyelikle ilgili görmezden gelinemeyecek kadar çok ayet vardır. Bu ayetler, Hicaz bölgesindeki mükatebe usulüne, günahların kefareti olarak köle azat etmeyi eklemiş, ancak tek kefaret olarak önermemiştir. Onlara iyi davranmayı önermiş, köle azadını sarp bir yokuş olarak tanımlamış, cariyelerin para kazanmak için fuhşa zorlanmamasını salık vermiş, bu konuda insani önlemler almıştır. Bu söylemlerden yola çıkarak Kuran’ın köleliği kaldırmaya yöneldiği yorumunun zorlama bir yorum olduğunu belirtmek gerekir. Kuran hiçbir ayetinde, köle ve cariyeliği kaldırdım dememiş, Hicaz bölgesindeki uygulamayı reforme ederek devam ettirmiştir. Hatta Medine döneminde, kurulan Medine İslam devletinde, köle ve cariyelerin hukuksal statüsü kayda bağlanmış ve İslam dünyasında asırlarca uygulanan köle ve cariyelik hukukunun temelleri atılmıştır. Bu durum, Kuran’ın yargıları açısından ilginçtir; çünkü onu evrensel değil, tarihsel ve yöresel olduğunun açık kanıtı olarak karşımızda durmaktadır. Öte yandan, yöresel bir düzenin, hatta insanlar arasında statü bakımından köklü farklar gören ekonomik temelli bir düzenin, sırf Kuran’a yansıması yüzünden tanrısal olduğunun ileri sürülemeyeceği açıktır. Aksi tutum, Tanrı’yı sosyal-ekonomik eşitsizliklerin temeline oturtmak, bunu O’nun aracılığıyla meşrulaştırmak ve onamak anlamına gelecektir. 

Hasan Aydın