09 Aralık 2012

Müslümanlık Sınavı - Hukuk ve Ahlak Anlayışıyla İlgili Bazı Sorular

MÜSLÜMANLIK SINAVI 
(Bölüm 2)

HUKUK VE AHLAK ANLAYIŞIYLA İLGİLİ BAZI SORULAR





Soru: “Hırsızlık, zina vb. gibi suçları işleyen kişilerin, ölmeden önce ‘La ilahe illa’llah’ (Allah’tan başka tapacak yoktur) demek suretiyle her türlü günahtan kurtulup doğruca cennete gideceklerini kabul edebilir misiniz?”

Eğer akılcı düşünce insanıysanız ve dolayısıyla müspet hukuk ve müspet ahlak anlayışından yanaysanız, elbette ki böyle bir soruyu yadırgayacak ve “Hayır kabul edemem” diyeceksinizdir. Çünkü akılcı düşünceye göre suçun karşılığı cezadır. Suçlu olan kişi, suç ile orantılı bir cezaya çarptırılır. Bu ceza, haksız bir davranışın karşılığıdır; fakat aynı zamanda suç işlenmesini önlemek için başkalarına da bir uyarıdır. Bu nedenle mutlaka uygulanmalıdır. Her ne kadar çeşitli nedenlerle suçun bağışlanması ya da cezanın azaltılması, şartlara bağlanabilirse de bu şartlar, kişilerin belli çıkarlarını sağlama amacına yönelik olamaz; olacak olursa hukuka, adalet duygusuna ve ahlakiliğe aykırı demektir. Bundan dolayıdır ki, akılcı ahlak siteminde, suç işleyen, örneğin hırsızlık eden bir kimsenin, namaz kılmak, oruç tutmak ya da haccetmek gibi ibadet yanında “La ilahe illa’llah” (Allah’tan başka tapacak yoktur) demek suretiyle suçtan kurtulmak gibi özel çıkarlarıyla ilgili bir sonuca yönelmesi söz konusu olamaz. Ne var ki, bu şekilde düşündüğünüz ve yukarıdaki yanıtı verdiğiniz taktirde, Müslümanlık sınavından not alamayacaksınızdır. Çünkü İslam şeriatı, kişiye, “La ilahe illa’llah” diyerek, yani Tanrı’nın tekliğini ve Muhammed’in “peygamberliğini” kabul etmek gibi en “sade” ve kolay usullerle, en iğrenç günahlardan kurtulup cennete girme olasılığını sağlamakta ve böylece onu, nasıl olsa affolunacağı inancı içinde günah işleme alışkanlığına sürüklemektedir.

Şöyle ki:
İslam şeriatının bellettiği “ahlak” ve “adalet” anlayışına göre Tanrı, Müslüman kişilerin günahlarını bağışlayacaktır. Muhammed’in Tanrısı şöyle diyor:

 “...Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar...” (K.39, Zümer Suresi, ayet 53-56.)

Her ne kadar İslamcılar,”Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin” anlamına gelen bu ayetin, günah işlemeye devam olasılığını vermediğini söyleseler de doğru değildir. Çünkü bir kere Muhammed, işlenen suç’u adalet terazisine değil, din terazisine göre ölçeğe vurmuştur. Bundan dolayıdır ki, kişilerin Müslüman olmadan önceki günahlarının tümüyle af olunduğunu bildirmek üzere şöyle demiştir:

 “İslam, kendisinden evvel vaki olmuş cürümlerin hükmünü iptal eder.” (1)

Böylece, adam öldürmek, hırsızlık, zina vb. gibi en ağır suçları işlemiş olan kimselerin dahi, İslam olmak suretiyle günahtan kurtulmuş olarak doğruca cennete gideceklerini söylemiştir. (2)

Öte yandan, Müslüman kişiler, dağlar gibi günahlarla Tanrı’nın önüne gitseler bile, günahları affolunucaktır, yeter ki “şirk” yapmamış, yani Tanrı’ya ortak koşmamış olsunlar (bkz. Nisa Suresi, ayet 48), İslamdan çıkmasınlar-yani “inandıktan” sonra inkarda bulunmasınlar-(bkz. Nisa Suresi, ayet 137) ve “kafir” olmasınlar (bkz. Nisa Suresi, ayet 168-169). (3)

Bunun dışında ne yaparlarsa yapsınlar, ne kadar büyük günah işlerlerse işlesinler, ibadetlerinde kusur etmemek şartıyla bütün günahları bağışlanacaktır. “İbadet” derken, anlaşılması gereken şey “abdest” almaktan tutunuz da namaz kılmaya, oruç tutmaya, “Beyt-i şerif”i (Ka’be) ziyaret etmeye varıncaya kadar ve bütün bunlar yanında bir de asıl Tanrı’nın tek olduğuna ve Muhammed’in de onun elçisi bulunduğuna dair sözleri ölüm anında dahi tekrar etmek gibi şeriatın öngördüğü her şeyi yapmaktır.

Gerçekten de şeriat kaynaklarında (örneğin Diyanet Yayınları’nda) yazılanlara göre Muhammed, bir gün Harre tarafında dolaşırken Cebrail ile karşılaşır. Cebrail kendisine şöyle der:  “Ümmetine müjdele, kim Allah’a şirk koşmadan ölürse, Cennet’e girecektir.” Cebrail’in bu güzel haberine sevinen Muhammed sorar: “Zina eder, hırsızlık ederse de Cennet’e girer mi?” Cebrail: “Evet” der ve bu sözünü üç kez arka arkaya:”Evet zina etse de, hırsızlık etse de Cennet’e girer” diyerek, söylediklerini pekiştiri. Hemen arkasından ekler: “İçki içse de yine girer.” (4)

Bir başka rivayete göre Muhammd’in dediği şöyle:


 “Bana Cibril geldi. Ve müjde verdi ki: ‘Her kim Allah’a şirk etmeden ölürse, Cennet’e dahil olur.’ Cibril’e:’Sirkat etse de,  zina etse de mi?’ dedim (Evet sirkat etse de, zina etse de) diye cevap verdi.” (5) 
  
Burada geçen “şirk etmeden ölürse” sözleri “Allah’a ortak koşmadan” anlamınadır. “Sirkat” sözcüğü “hırsızlık”, “zina” sözcüğü de “yasasız çiftleşme” demektir. Ve işte Muhammed’in söylemesine göre bu gibi suçlardan dolayı günahkar olanlar “Tanrı’dan başka Tanrı yoktur, Muhammed onun elçisidir” demek suretiyle bu günahlardan kurtulmuş olarak cennete girerler.


Bu konuda Ebu Zerr(-i Gifari) nin rivayeti şöyle:

 “...Resulullah: ‘Bana Rabbim tarafından (sefaretle) gelen Cibril (bir kere daha) gelmiş ve:-Ümmetimden her kim Allahu Teala’ya hiçbir şeyi (uluhiyette ve havass-ı rububiyette) ortak tanımayarak ölürse, o kimse Cennet’e girer) mi?’ diye sordum. Resul-i Ekrem:’(Evet) zina ve sirkat eylediği halde de (Cennet’e girer)’ diye cevab verdi.” (6)

Bir başka rivayet şöyle: Savaş maksadıyla çıkmış olduğu seferlerden birinde Muhammed, yanındaki merkebin terkisinde bulunan Muaz İbn-i Cebel’e, bir aralık: “Ya Muaz!” diye seslenir. Muaz: “Emir buyurunuz ya Resullullah! Emrinize itaate, hizmetinizi yerine getirmeye bütün mevcudiyetimle hazırım” diye yanıt verir. Fakat Muhammed duymazlıktan gelir ve: “Ya Muaz!” diye tekrar seslenir. Muaz yine: “Emir buyurunuz ya Resulullah” der. Muhammed yine duymamış gibi davranır ve üçüncü kez: “Ya Muaz!” diye çağırır. Muaz’dan aynı şekilde yanıt alınca, nihayet söylemek niyetinde olduğu şeyi ağzından çıkarır:

 “Hiçbir kimse yoktur ki, kalben tasdik ederek Allah’tan başka Allah olmadığına ve Muhammed salla’llahu aleyhi ve sellem’in Resullullah olduğuna şehadet etsin de Allah onu Cehennem’e haram etmesin (her halde haram eder).” (7)

Bir başka rivayete göre şöyle demiştir:

 “Ey Muaz! Halka müjdele ki: Her kim ‘La ilahe illa’llah’ derse Cennet’e dahil olur” (8)

Bu doğrultuda olmak üzere bir başka rivayete göre şöyle konuşmuştur:

 “Kim ki ‘La ilahe illa’llah’ diye Allah’ın varlığına ve birliğine şehadet ederse, Cennet’ e dahil olur.” (9)

Bir başka vesileyle de şöyle demiştir:

 “Kimin son sözü: ‘La ilahe illa’llah’ olursa Cennet’e girer...” (10)

Tekrar anımsatalım ki “La ilahe illa’llah” şeklindeki sözler “tek Tanrı” ya da “bir tek Tanrı’dan başka Tanrı yoktur” anlamına gelir.

Yine bunun gibi Müslim’in naklettiği bir rivayete göre Muhammed, kendisinin “peygamber olduğuna tanıklık eden kimselerin asla cehenneme girmeyeceklerini anlatmak üzere şöyle demiştir:

 “Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun Peygamberi olduğuna şehadetlik yapana, Allah Cehennem’i haram kılar.”  (11)


Muhammed’in söylemesine göre  La ilahe illa’llah” şeklindeki sözler cennetin “miftah”ıdır, yani cennetin anahtarlarıdır.Ve cennetin kapısı önüne “dişli anahtar”la gitmek gerekir; aksi taktirde cennetin kapısı açılmaz. “Dişli anahtar”dan maksat Müslüman kişinin ibadetinde kusur etmemesidir. Daha başka bir deyimle ibadet görevini yerine getirmek ve öleceği an “La ilahe illa’llah” demek suretiyle kişi, yaşamı boyunca ne kadar büyük günah işlerse işlesin, doğruca cennetin nimetlerine ve hurilerine kavuşacaktır. 

Öyle anlaşılıyor ki, Muhammed’in söylediği bu sözleri “şüphe”yle karşılamak ya da bunlara inanmamak Müslüman kişinin “horluğunu” ve “hakirliğini” ortaya vurur.Şu bakılmdan ki, yine kaynakların (örneğin Diyanet’in) belletmesine göre Muhammed, bir defasında Ebu Zerr’e şöyle der:


 “Hiçbir kul yoktur ki ‘La illahe illa’llah’ desin, sonra bu tevhid akidesi üzerine olsun da Cennet’e girmesin; muhakkak ki Cennet’e girer.”

Bunun üzerine Ebu Zerr sorar:

 “Zina etse de, sirkat etse de mi?”

Onun bu sorusuna Muhammed şöyle karşılık verir:

 “(Evet) zina etse de, sirkat etse de girer.”

Fakat Ebu Zerr, bu tür suçları işleyen kimselerin böylesine kolay yollardan günahsız kalıp cennete girebileceklerine akıl erdiremediği için sorusunu tekrarlar:

 “Zina etse de, sirkat etse de girer mi?”

Muhammed cevap verir:

 “(Evet) zina etse de, sirkat etse de girer.”

Ebu Zerr yine inanmaz ve sorusunu üçüncü kez tekrarlar. Onun bu ısrarı üzerine Muhammed kızar ve onu adeta küstahlıkla damgalayarak şöyle der:

 “(Evet) Ebu Zerr’in horluğuna, hakirliğine rağmen o kul zina etse de, sirkat etse de muhakkak Cennet’e girer.” (12)

Her ne kadar Muhammed, Ebu Zerr’in bu soruyu arka arkaya üç kez tekrarlamasına öfkelenmekle beraber, kendisi de, biraz yukarıda gördüğümüz gibi, Cibril’in getirdiği habere inanmamış görünerek üç kez şöyle sormuştur:
 “Zina eder, hırsızlık ederse de Cennet’e girer mi?” (13)

Muhammed’in söylemesine göre Müslüman kişi, “dağlar” gibi günahlarla Tanrı’nın önüne gitmiş olsa dahi: “Ey Tanrım, senden başka tapılacak yoktur” şeklinde konuşmakla günahlarından kurtulacaktır. Örneğin, Müslim’in Ebu Musa’dan rivayetine göre Muhammed şöyle demiş:

 “Müslümanlar kıyamet günü dağlar gibi günahlarla huzura gelirler de Allah günahlarını bağışlar.” (14)

Günahlardan kurtulmuş olarak cennete girmenin en kesin yollarından biri de, Allah’a ve Muhammed’e iman etmek yanında, bir de Allah yolunda savaşmaktır. Savaş meydanında şehit ve gazi olan kişi, işlediği günahlar ne olursa olsun, doğruca cennete gider, çünkü Tanrı, Müslüman kişinin canını ve malını satın almıştır. Bunun karşılığını ona cennette verecektir:

 “Allah, Cennet karşılığında mü’minlerin canlarını mallarını satın almıştır...”(Tevbe Suresi, ayet 111.)

Bu bakımdan Tanrı yolunda savaşmak, Müslüman kişiyi azaptan kurtaracak nitelikte bir ticarettir. Kur’an’da şöyle yazılı:

 “Ey mü’minler! Size azı azabtan kurtulmanızı sağlayacak bir ticaret göstereyim mi? Allah’a ve O’nun Resulüne iman eder; Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla cihad edersiniz. Eğer bilirseniz bu sizin için hayırlıdır. O zaman Allah günahlarınızı bağışlayarak, sizi altından nehirler akan Cennetlere ve Adn Cenneti’ndeki çok güzel evlere koyar. İşte büyük başarı budur. Bunun seveceğiniz başka bir sonucu, Allah’ın yardımı ile yakın vadeli zaferdir; mü’minlere müjdele.” (Saff  Suresi, ayet 10-13.)

Öte yandan Allah yolunda bir deve sağlayacak kadar savaşmak bile Müslüman kişinin günahlardan sıyrılmış olarak cennete alınmasına yetecektir, çünkü Muhammed şöyle demiştir:

 “Müslüman bir kimse, Allah yolunda, bir deve sağlayacak kadar cihad ederse, o kimse Cennet’i hak eder. Kim Allah yolunda yaralanır ya da başka bir müsibete uğrarsa, yarasının kanı her zamankinden daha fazla olarak mahşere gelir; kanının rengi za’feran rengidir ve kokusu da misk kokusu gibidir.”(15)

Fakat iş bununla bitmiş değildir; Müslüman olmanın, günahlardan kurtılma bakımından sağladığı kolaylıklar sınızsızdır. Ve asıl akıl almaz olan şey şudur ki Tanrı, Müslüman kişinin günahlarının gizli kalmasına bizzat yardımcı olup, sonra bunların tümünü bağışlamaktan geri kalmaz. Böylece yaşamı boyunca günah işleyen ve bu günahlarını Tanrı’nın yardımı sayesinde gizlemesini bilen Müslüman kişileri dahi Tanrı bağrına basar. Çünkü Tanrı, Müslüman kişinin günahlarını, hiç kimselerin keşfedemeyecekleri şekilde gizli tutmuştur. İbn Ömer‘in rivayetine göre Muhammed şöyle demiştir:

 “Kıyamet günü mü’min Allah’a o kadar yaklaşır ki, Allah onu tüm insanlardan gizler ve günahlarını ikrar ettirir ve şöyle buyurur: ‘Filan günahını hatırlıyor musun? Filan günahını hatırladın mı? ‘Kul da: ‘Ya Rabbi! Biliyorum’ der. Cenab-ı Hak da: ‘Bu günahlarını dünyada iken gizlediğim gibi, bugün de affediyorum’ buyurur ve kul’a, iyiliklerinin yazıldığı defter verilir.” (16)


Soru: “Kur’an’daki ‘Ayetü’l-kürsi’ diye bilinen 255. Ayeti okuyan kişinin evine Tanrı tarafından melek gönderileceğine ve bu meleğin o kişi için ‘hasenat’ (iyilikler/sevap) yazacağına ve o kişinin içinde oturduğu eve kırk gün sihir ve sihirbaz girmeyeceğine ve şeytanın, otuz gün boyunca o evi terk edip gideceğine inanır mısınız?”

Böyle bir şeye inanmıyorsanız, Müslümanlık sınavından yine kocaman bir sıfır aldınız demektir. İnanıyorsanız, günahlardan sıyrılmış olarak cennete gideceksinizdir. Çünkü Muhammed, Kur’an’ın bazı ayetlerinin okunmasına ya da namazların kılınmasına özellikle önem vermiş ve bu ayetleri okuyan ya da bu namazları kılanların özel mükafatlara erişeceklerini müjdelemiştir. Bu ayetlerden biri, Bakara Suresi’nin “Ayetü’l-kürsi” diye bilinen ayetidir ki, Tanrı’nın “yüce” niteliklerini ve kudretini dile getirir ve şu satırları içerir:

 “Allah, O’ndan başka Tanrı yoktur. O, hayydir, kayyumdur. Kendisine ne uyku gelir ne uyuklama. Göklerde ve yerlerdekilerin hepsi O’nundur. İzni olmadan O’nun katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını, yapacaklarını bilir (O’na hiçbir şey gizli kalamaz). O’nun bildiklerinin dışında insanlar, O’nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler. O’nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O yücedir, büyüktür.”  (Bakara Suresi, ayet 255.)

Tanrı’nın “hayy” (devamlı, kesintiye uğramaksızın canlı, “ezeli ve edebi” var olduğunu) ve “kayyum” (yani bütün yarattıklarının yönetimini üstlenen ve hepsini hesaba çeken nitelikte) bulunduğunu belirten bu ayete “Ayetü’l-kürsi” adı verilmiştir, çünkü içinde “kürsü” sözü geçmektedir. Her ne kadar Kur’an’ın pek çok ayetinde Tanrı’nın “yüceliği” ve “sınırsız kudreti” dile getirilmiş olmakla beraber her ne hikmetse Bakara Suresi’nin bu 255. Ayetine özel bir yer verilmiştir. Çünkü Muhammed Bakara Suresi’ni Kur’an’ın en önemli suresi olarak kabul etmiş ve bu surenin 255. Ayetini de en “büyük” ayeti olarak ilan etmiştir. Ederken de şöyle demiştir:

 “Günlerin önemlisi Cum’a, sözlerin üstünü Kur’an, Kur’an’ın en önemli süresi el-Bakara, Bakara’nın en büyük ayeti de Ayetü’l-kürsü’dir.”

Buradaki “kürsi” sözcüğüne böylesine önem vermesi bir yana, yine her ne hikmetse, bu ayetin okunmasına da büyük bir önem vermiş ve okuyan kimselere Tanrı tarafından melekler gönderileceğini, bu meleklerin o kişiye güzel ve iyi şeyler kazandıracağını ve üstelik o kişinin evindeki şeytanların evi terk edip 30 gün bir daha oraya uğramayacaklarını ve nihayet 40 gün boyunca da o eve sihir ve sihirbaz denen şeylerin giremeyeceğini bildirmiştir. İslam kaynaklarında yazılanlara göre Muhammed, bunu, damadı Ali’yle olan bir konuşması sırasında söylemiş, şöyle demiştir:

“Kur’an’da en büyük ayet, Ayetü’l-kürsi’dir. Onu okuyana Allah bir melek gönderir, onun hasenatını yazar. İçinde oturduğu evi, şeytan otuz gün terk eder. Oeve kırk gün sihir ve sihirbaz giremez. Ya Ali! Bunu evladına, ailene ve komşularına öğret.”(17)

Bu ayeti okuyan Müslüman kişiye böylesine sevap yazan bir Tanrı, sevap karşılığında onun nice günahlarını affetmiş olacaktır. Ve işte siz, eğer bunlara inanmıyorsanız, hem Müslümanlık sınavından kötü not alacak ve hem de cehennemi boylayacaksınızdır.


Soru: “Günde yüz kez ‘Allah’tan başka yoktur tapacak, yalnız Allah vardır. O’nun eşi, ortağı yoktur. Mülk onundur. O övülür. Ve O’nun, her şeyi yapmaya ve yaratmaya gücü yeter’ diye dua edecek olursanız, size yüz sevap yazılacağına ve yüz günahınızın bağışlanacağına ayrıca da o günün akşamına kadar şeytanın şerrinden kurtulacağınıza inanır mısınız?”

“Hayır inanmıyorum” derseniz, Müslümanlık sınavından sıfır aldınız demektir. Çünkü yukarıdaki sözler Muhammed’in ağzından çıkmış şeylerdir. İslam kaynaklarının bildirmesine göre Muhammed, yukarıdaki şekilde günde yüz kez dua eden Müslüman kişinin, günahlardan olduğu kadar şeytanın şerrinden de (hiç değilse o gün) kurtulabileceğini söylemiş, şöyle demiştir:

 “Her kim, bir günde yüz def’a ‘La ilahe illa’llahü vahdedu, la şerike leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve ala külli şey’in kadir’ derse o kimse on köle azadlamışcasına me’cur olur. Ve ona yüz sevap yazılır; yüz günahı bağışlanır; ve bu dua o mü’mine, dua ettiği günde, o günün akşamına kadar şeytan şerrinden emin bir kale olur.” (18)

Bu vesileyle anımsatalım ki, şeytan (yine Muhammed’in söylemesine göre) kişinin her işine burnunu sokar; örneğin hastalıkların en kötüsünü getiren odur; kişi uykudayken onun genzinde gezinen odur; kişi esnemek üzere ağzını açtığı zaman onun karşısına geçip sevincinden gülen odur; kişiye uykudayken kötü rüya gösteren odur; fazla yemek yiyen, fazla içen, fazla uyuyan kişilerin kanına hulul eden odur. Listeyi uzatmak mümkün. Ve işte Muhammed, bütün bu hallerde şeytanın şerrinden kurtulmanın nasıl mümkün olacağını bildirmiştir. Örneğin hastalık konusunda söylediği şudur ki, her ne kadar hastalık Tanrı’dan gelme şeyse de “zatülcenb” gibi hastalıkların en kötüsünü insanlara musallat eden şeytandır. Güya şeytan, Tanrı’ya saygısız olanlara bu hastalığı getirir; yani Tanrı’ya saygılı olanlar, bu hastalıklara yakalanmazlar. (19)

Esnemek konusunda Muhammed’in söylediği şöyle:

 “Esnemek şeytandandır. Sizden biriniz esneyeceği zaman gücü yettiği kadar onu karşılayın. Çünkü sizin biriniz (esnerken..) ‘haaa’ deyince şeytan sevincinden güler.” (20)

Kötü rüya konusunda Muhammed, yine işe şeytanı karıştırır ve kötü rüya görenlere şu tavsiyede bulunur:
 “Güzel rü’ya Allah’tandır; fena rü’ya da şeytandandır. Biriniz korkunç, yani karışık rü’ya gördüğünde hemen sol tarafına tükürüp, üflesin ve o rü’yanın şerrinden Allah’a sığınsın, ‘Eüzü bi’llahi mine’şeytani’r-racim’ desin. Bu suretle o rü’ya, gören kimseye zarar vermez.” (21)

Görüyorsunuz ki, kötü bir rüya gördüğünüz zaman, hemen uyanıp yukarıdaki duayı edeceksiniz ve ederken sol tarafınıza tükürüp üfleyeceksiniz ve Allah’a sığınacaksınız! Günahlardan kurtulmak için bundan daha kolay ne olabilir ki?

Yine Muhammd’in söylemesine göre, şeytan uyuyan kişinin genzinde gecelemektedir. Bu nedenle Muhammed şöyle yapılmasını emrediyor:

 “Sizin biriniz uykusundan uyanıp da abdest aldığında burnundaki nesneyi nefesiyle üç def’a dışarı çıkarsın. Çünkü şeytan, uyuyanın genzinde geceler.” (22)

Bilmem, bütün bunlara siz ne dersiniz ama, ne derseniz deyiniz, insanları bu gibi din verileriyle akıllı yapmanız olası değildir.


Soru: “Namaz kılmakla her türlü günahtan kolaylıkla kurtulma olasılığına inanır mısınız?”

Bu soruya: “Hayır inanmam! Çünkü namaz kılmakla her türlü günahtan kurtulma olasılığına inana insan, bu güvence içersinde günah işlemekten asla geri kalmaz. Ama onun aklını ve vicdanını, insan sevgisiyle ve sorumluluk duygusuyla eğitirsek, ancak o zaman günah işleme olasılığını önlemiş oluruz” şeklinde bir şeyler derseniz, Müslümanlık sınavından sıfır alırsınız. Ama “Evet inanıyorum” derseniz, iyi bir Müslüman olduğunuzu kanıtlamış olursunuz. Çünkü Muhammed, namaz kılmanın “iyilik” demek olduğunu ve iyiliklerin ise günahları giderir nitelikte bulunduğunu bildirmiştir. Cezalandırılması gereken bir günah işleyen kişinin, toplu kılınan namazlara katılmakla günahtan kurtulabileceğini söylemekten geri kalmazdı. Buhari ve Müslim gibi kaynakların verdikleri örneklerden biri şöyle:

Bir gün adamın biri Muhammed’in yanına gelerek:

 “Ya Resulallah! Cezalandırılması gereken bir kusur işledim, beni cezalandır” diye sorar. Sorduğu sırada namaz vakti gelmiş olduğu için Muhammed’le birlikte namaza durur. Sonra tekrar sorar: “Ya Resulullah! Cezalandırılması gereken bir günah işledim. Allah’ın kitabında cezam ne ise bana uygula.” Bunun üzerine Muhammed sorar: “Benimle birlikte şimdi namaz kıldın mı?” Adam “Evet” diye cevap verir. Muhammed de kendisine şöyle der: “O halde günahın affedilmiştir.” (23)

Görülüyor ki Muhammed, işlenen suçun niteliğini bilmeden ve sorgu/sual dahi etmeden, suç işleyen kişiyi, sırf namaz kıldığı için, affedilmiş saymıştır.

Öte yandan namaz kılmanın “iyilik” (iyi işlerden) olduğunu ve bu tür bir iyiliğin, işlenmiş suçları günah olmaktan çıkardığını anlatmak maksadıyla Kur’an’a ayetler koymuştur. Bunlardan biri, Hud Suresi’nin 114. Ayeti, diğeri ise İsra Suresi’nin 78. ayetidir. Hud suresi’ndeki ayetle de, sabah namazının “şahitli” nitelikte olduğunu ve dolayısıyla günah gidereceğini bildirmiştir. Her iki ayet de kişilere, namaz sayesinde günahlardan kurtulmanın mümkün olduğu ( ve daha doğrusu günah işlemenin cezai bir sonuç yaratmayacağı ) inancını aşılamak bakımından sakıncalıdır. Şöyle ki:

 “Gündüzün iki ucunda, gecenin de ilk saatlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahları) giderir...”(K.11, Hud Suresi, ayet 114.)

Yorumcuların açıklamalarına göre burada geçen “gündüzün iki ucunda...” deyimi sabah, öğle ve ikindi namazlarını, “gecenin de ilk saatlerinde” deyimi de akşam ve yatsı namazlarını içerir. Bu şekliyle ayet, beş vakit namazdan her birinin günah giderici nitelikte bir “iyilik” anlamına geldiğini bildirmektedir. Nitekim bu konuda Muhammed, bir gün Müslümanları karşısına alarak sorar:

 “Ne dersiniz, sizden birisinin kapısı önünde bir ırmak bulunsa da, her gün beş defa onda yıkansa kendisinde kir namına bir şey kalır mı?”

Onun bu sorusuna halktan kişiler: “Hayır” deyince, Muhammed devam eder:

 “İşte beş vakit namaz da bunun gibidir ki, Allah o sayede bütün hataları arıtır.” (24)

İslam kaynaklarından öğrenmekteyiz ki, namaz kılmanın günah giderici nitelikte olduğunu anlatan bu ayet, Müslüman bir kişinin bir kadını öpmesi üzerine “inmiştir”. İbn Mes’ud’un rivayeti şöyle:

 “Biri bir kadını öpmüş, sonra da Resulullah’a gelerek olanı ona haber vermişti. Bunun üzerine şu ayet indirildi: ‘Gündüzün iki tarafında, gecenin gündüze yakın saatlerinde namaz kıl. Şüphesiz ki iyi işler, kötü işleri silip götürür.’ (Hud Suresi, ayet 114.) Adam: ‘Bu hüküm yalnız bana mı aittir?’ diye sorunca Resullullah: ‘Tüm ümmetim için geçerlidir’ buyurdu.” (25)

Yine bunun gibi İsra Suresi’nde, beş vakit namaz içerisinde sabah namazının özelliğini dile getiren bir ayet vardır ki, günahlardan kurtulma güvenliğini sağlamak bakımından Müslüman kişiye biraz daha rahatlık sağlar. Ayet şöyle:

 “Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar (belli vakitlerde) namaz kıl; bir de sabah namazını. Çünkü sabah namazı şahitlidir.” (K.17, İsra Suresi, ayet 78.)

Yorumculara göre, bu ayetle Müslümanlara beş vakit namaz emrolunmuştur ve bunlar, güneşin zeval vaktinden sonra kılınması gereken öğle ve ikindi namazları ile güneşin batmasından sonra akşam ve yatsı namazları ve bir de sabah namazıdır. Fakat, ayette açıkça işaret edildiği gibi, sabah namazının özelliği ayrıca zikredilmiş ve bu namazın “şahitli olduğu” eklenmiştir. Çünkü yine yorumcuların söylemesine göre, “gece melekleri” ile “gündüz melekleri”, sabah namazında buluşurlar ve hep birlikte bu namazın kılındığına şahit olurlar. Olduktan sonra gündüz melekleri kalır ve gece melekleri semaya yükselirler. 26 Anlatılan o ki, gündüz ve gece meleklerinin sabah namazı “şahitliğinde” birleşmiş olmaları, Müslüman kişinin hayrınadır ve kim bilir onu nice günahlardan kurtarmış olacaktır.

Öte yandan müezzinin sesini işitip de cemaat namazında hazır bulunan kişiye 25 namaz yazılır ve onun iki namaz arasındaki tüm günahları bağışlanır. Ve müezzin, sırf Tanrı’nın “mağrifetine” ( bağışlamasına) layık olabilmek için, sesini mümkün olduğu kadar uzak yerlere işittirmeye çalışır. Böyle yapacak olursa, Tanrı’nın yarattığı her şey, onun lehine olacak şekilde şahadette bulunur. Muhammed’in söylemesi şöyle:

 “Müezzine sesinin yetiştiği yer nisbetinde mağrifet olunur. Ratb u yabis her şey de ona hüsn-i şahadette bulunur. Da’vet ettiği cemaat namazına hazır olana  da yirmi beş namaz yazılır. Ve iki namaz arasındaki günahları bağışlanır.”  (27)

Yine Muhammed’in söylemesine göre, Müslümanlardan ölen bir kimsenin, ölüsü üzerine cemaatle birlikte namaz kılınacak olursa, o kişinin günahlarının Tanrı tarafından bağışlanması sağlanmış olur. Kaynakların bildirmesine göre namaz kılanların sayısının 40 ile 100 arasında olması yeterlidir. Bir rivayete göre Muhammed’in konuşması şöyle:

 “Erkek olsun, kadın olsun, Müslümanlardan ölen bir kimse yoktur ki, onun ölüsü üzerine Müslümanlardan yüz kişiye baliğ olan bir zümre namaz kılıp hakkında hayır dilekte bulunursa, bu meyyyit (ölü kişi) hakkındaki şefaatleri muhakkak kabul olunur.” (28)

Görülüyor ki Muhammed, kendi taraftarlarını, zina, hırsızlık, içki içmek, kumar oynamak vb. gibi en büyük suçlar vesilesiyle günahsız kılmanın çeşitli yollarını bulmuştur. Bununla beraber, günah saydığı birkaç hal var ki, kişiyi Tanrı’nın bağışlamasından uzak kılar; kişi, bu gibi hallerde doğruca cehennemi boylamış olur, çünkü Tanrı, bu tür günahları bağışlamayacağını bildirmiştir. Bu hallerden biri, biraz yukarıda değindiğimiz gibi, “şirk etmektir”, yani Tanrı’ya ortak koşmaktır ki, Kur’an’ın Nisa Suresi’nde şöyle belirtilmiştir:

 “Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını (günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse, büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur.” (K.4,Nisa Suresi, ayet 48.)

Her ne kadar burada Tanrı’nın, “şirk koşmak” dışındaki günahları dilediği kimselere bağışlayacağı yazılıysa da durum böyle değil. Çünkü yine Nisa Suresi’nde, inkar edenlerin ya da İslama inanıp da sonra inkar ederek kafirlikte ya da münafıklıkta karar kılan kişilerin dahi Tanrı tarafından asla bağışlanmayacakları yazılıdır:

 “İman edip sonra inkar edenleri, sonra yine iman edip tekrar inkar edenleri, sonra da inkarlarını artıranları Allah ne bağışlayacak, ne de onları doğru yola iletecektir.” (K.4, Nisa Suresi, ayet 137.)

Nisa Suresi’nin 168. Ayeti şöyle:

 “İnkar edip zulmedenleri Allah asla bağışlayacak değildir. Onları (başka) bir yola iletecek değildir.”

Görülüyor ki Muhammed’in Tanrısı, inkar edenleri (yani kafirleri) ve İslamdan çıkanları ne bağışlıyor ve ne de doğru yola iletiyor. Çünkü bu kişileri, “inkar” ile “iman” arasında kararsız kalıp ömür tüketen ve en sonunda kafirliği ya da münafıklığı tercih eden kimseler olarak görüyor ve affetmiyor.

Ne var ki,  Muhammed’in Kur’an’a koyduğu hükümlere göre Tanrı’nın bu şekilde davranması biraz adaletsiz olmaktadır, çünkü Kur’an’a göre Tanrı, dilediğini “imanlı” (Müslüman) ve dilediğini de “imansız” (kafir) yapandır (bkz.En’am Suresi, ayet 125). Üstelik “kayyum”dur (Bakara Suresi, ayet 255); bütün yarattıklarının “idaresini” bizzat yürüten  ve hepsini hesaba çekendir. Şu durumda Muhammed’in Tanrı’sı, hem kullarını imansız kılıp, hem de “imansızdırlar” diye cezalandırmak suretiyle adaletsizliğin temsilciliğini yapmış olmuyor mu?

Öte yandan Muhammed’in Tanrı’sı, hırsızlık, zina, katil gibi en bayağı ve en korkunç suçları işleyenlerin günahlarını bağışladığı halde, “müşrikleri” (Tanrı’ya eş koşanlar), Kur’an’a inanmayanları, Muhammed’i inkar edenleri ya da İslamdan çıkanları, yani “fikir” suçu diyebileceğimiz eylemde bulunanları, asla bağışlamayıp doğruca cehenneme atmakta! Hani sanki bu eylemleri, hırsızlık, zina, vb. gibi gerçekten büyük günah saydığı günahlardan daha da büyük görmekte ve hiçbir şekilde bağışlamamaktadır. Oysa ki toplum düzeni ve insan varlığının gelişmesi bakımından birinciler, ikincilere oranla çok daha zararlı şeylerdir.

Bununla beraber Muhammed, Tanrı’ya ortak koşmak vb. gibi büyük günahlar yüzünden cehenneme gitmiş olan Müslümanların dahi, orada biraz olsun cezalarını gördükten sonra, eğer “La ilahe illa’llah” diyecek olurlarsa ve kalplerinde bir arpa, bir buğday, bir zerre kadar hayır ve iman bulunduğunu ortaya vururlarsa, mutlaka cehennemden çıkarılıp cennete alınacaklarını söylemiştir.  (29)

Bu yukarıdaki örneklere eklenebilecek daha niceleri var. Eğer bunları aklı dışlayan şeyler olarak görüyor ve “Hayır bunlara inanmıyorum” diyorsanız, Müslümanlık sınavında kalmış sayılırsınız. Yok eğer bunlara gözü kapalı inanıyorsanız, bu taktirde “iyi” bir müslüman olduğunuzu kanıtlamış olursunuz. Ancak şunu bilmelisiniz ki, her hususda olduğu gibi, “suç” ile “ceza” ilişkileri bakımından da “şeriatçılık” ile “akılcılık” arasında çatışma vardır. Bu çatışmayı çözüme bağlamadan, yani bu ikisi arasında seçim yapmadan ve akılcı düşünceyi, her konuda olduğu gibi, bu konuda da şeriatın önüne almadan İslam ülkeleri, gerçek ahlak anlayışına erişemeyecekler, uygar nitelikte toplum yaşamlarına ulaşamayacaklardır, kendilerini yöneten sınıflar tarafından sömürülmekten kurtulamayacaklardır.

Kaynakça:
1 Sahih-i Buhari Muhtasarı..., Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, c.11, s.923.
2 Sahih-i Buhari Muhtasarı..., Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, c.8, s.283, Hadis No:  1192.

3 Ayrıca bkz. İmam Nevevi, Riyazü’s Salihin..., İstanbul 1992, c.1, s.395. 

4 Bkz. Buhari’nin Kitabü’t-Tevhid’inden naklen Sabih-i Buhari Muhtasarı...,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, c.4, s.268.

5 Bkz. Buhari’nin Kitabü’t-Tevhid’inden naklen Sabih-i Buhari Muhrasarı...,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, c.4, s.268.
6 Sahih-i Buhari Muhtasarı...,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, c.4, s.263, Hadis No: 617.
7 Buhari’nin Kitab-ı İlm’inden naklen Sahih-i Buhari Muhtasarı..., Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, c.IV, s.271.
8 Bkz. Müsedded’in Müsned’inden naklen Sahih-i...,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, c.4, s.265.
9 Ebu Ya’la Musili’nin Müsned’inde Ebu Harb’den rivayet için bkz. Sahih-i...,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, c.4, s.265.
10 Ebu Davud ve Ahmed b. Hanbel, Müslim ve Tirmizi gibi kaynaklar için bkz. İmam Nevevi, Riyaz’üs Salihin Tercümesi, Merve Yayınları, İstanbul 1992, c.2, s.259.
11 Müslim’in Kitab’ul-İman adlı yapıtında yer alan bu hadis için bkz. Riyaz’üs Salihin Tercümesi, İstanbul 1992, Merve Yayınları, c.1, s.382, Hadis No: 412.
12 Bkz. Buhari’nin Kitab-ı Libas’ında yer alan bu hususlar için Diyanet’in yayımladığı Sahih-i Buhari Muhtasarı..., Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, c.4, s.268-9.
13 Sahih-i Buhari Muhtasarı..., Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, c.IV, s.268.
14 Bkz. İmam Nevevi, Riyazü’s Salihin Tercümesi, Merve Yayınları, İstanbul 1992, c.I, s.395, Hadis No: 432.
15 Ebu Davud ile Tirmizi gibi kaynaklardan alınma bu tür hadisler için bkz. İmam Nevevi, age., c.3, s.12; bu konudaki diğer buyruklar için bkz. s.5-37.
16 Buhari’nin Kitab’ut-Tefsir ve Müslim’in Kitab-ut-Tevbe adlı yapıtlarında yer aaln bu hadis için bkz. Riyazü’s Salihin Tercümesi, İstanbul 1992, c.I, s.396, Hadis No: 433.
17  Bkz. Diyanet Vakfı çevirisinde, Bakara Suresi’nin 255. Ayetinin yorumu.
18 Sahih-i Buhari Muhtasarı..., Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, c.9, s.59.
19 Bu hususlar için bkz. Taberi, İbn İshak ve İmam Gazali gibi kaynaklar.
20 Sahih-i Buhari Muhtasarı..., Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, c.9, s.58, Hadis No: 1357.
21 Sahih-i Buhari Muhtasarı..., Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, c.9, s.58, Hadis No: 1358.
22 Sahih-i Buhari Muhtasarı..., Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, c.9, s.59, Hadis No: 1359.
23 Enes’in rivayeti olarak Buhari’nin Kitab’ul-Muharibin ile Müslim’in Kitab’ut Tevbe adlı yapıtlarında yer alan bu hadis için bkz. İmam Nevevi, Riyaz’üs Salihin Tercümesi, İstanbul 1992, Merve Yayınları, c.I, s.397, Hadis No: 435.
24 Bkz. Diyanet Vakfı’nın Kur’an çevirisinde, Hud Suresi, 114. ayetinin yorumu.
25 Buhari’nin Mevakıt-ıs-Salat’ında ve Müslim’inKitab’ut Tevbe’sinde yer alan bu hadis için bkz. İmam Nevevi, Ruyaz’üs Salihin Tercümesi, İstanbul 1992, c.I, s.396, Hadis No: 434.
26 Bkz. Diyanet Vakfı çevirisinde, İsra Suresi, ayet 78.
27 Burada geçen  “Ratb u yabis” deyimi Tanrı’nın yarattığı her şeydir: Ağaç, taş, cin, insan vb. Muhammed’in söylemesine göre bunlar, sesini yüksek tutan müezzin lehine şahadette bulunacaklardır. Bu hadis için bkz. Ebu Davud’un Sünen-i. Ayrıca Sahih-i Buhari Muhtasarı..., Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, c.2, s.565.
28 Bu konudaki hadisler için bkz. Sahih-i Buhari Muhtasarı..., Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, c.4, s.468-469.
29 Buhari’nin Ebu Said-i Hudri’den rivayeti için Sahih_i Buhari Muhtasarı...,Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, c.I, s.36-37. Hadis No: 21; ayrıca bkz. c.IV,s.270-1.

Kaynak: İlhan Arsel, Müslümanlık Sınavı, Kaynak Yayınları