05 Ocak 2011

Göklerle Yer’in Birbirinden Ayrılması


1. Mucize İddiası
  • Harun Yahya (Adnan Oktar)’a ait sitelerden:
    Kuran’da göklerin yaratılışı hakkında bilgi verilen bir başka ayet ise şöyledir:
O inkar edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı? (Enbiya Suresi, 30)
Ayetin “birbiriyle bitişik” olarak tercüme edilen “ratk” kelimesi, Arapça sözlüklerde “birbiriyle iç içe, ayrılmaz durumda, kaynaşmış” anlamlarına gelir. Yani tam bir bütün oluşturan iki maddeyi tanımlamak için bu kelime kullanılır. Ayette geçen “ayırdık” ifadesi ise Arapça “fatk” fiilidir ki, bu fiil bitişik durumdaki bir nesneyi yarıp, parçalayıp dışarı çıkması anlamına gelir. Örneğin tohumun filizlenerek topraktan dışarı çıkması Arapçada bu fiille ifade edilir.
Şimdi ayete tekrar bakalım. Ayette göklerle yerin birbiriyle bitişik, yani “ratk” durumunda olduğu bir durumdan bahsediliyor. Ardından bu ikisi “fatk” fiili ile ayrılıyorlar. Yani biri diğerini yararak dışarı çıkıyor. Gerçekten de Big Bang’in ilk anını düşündüğümüzde, evrenin tüm maddesinin tek bir noktada toplandığını görürüz. Diğer bir deyişle herşey, hatta henüz yaratılmamış olan “gökler ve yer” bile bu noktanın içinde, birbiriyle iç içe, ayrılmaz durumdadırlar. Ardından bu nokta şiddetli bir patlamayla yarılıp ayrılmaktadır.

2. İddianın Geçersizliği
Enbiya/30 ayetinde geçen ”Göklerle yerin başlangıçta yapışık/bitişik olduğu ve sonradan tanrı tarafından birbirinden ayrıldığı” ifadesini modern bilimin Big Bang Kuramı ile ilişkilendirmek gerçekten de maharet ister.
Yukarıya alıntıladığımız mucize yalanı metninde kabul edilen şudur:
  • ”Gerçekten de Big Bang’in ilk anını düşündüğümüzde, evrenin tüm maddesinin tek bir noktada toplandığını görürüz. Diğer bir deyişle herşey, hatta henüz yaratılmamış olan “gökler ve yer” bile bu noktanın içinde, birbiriyle iç içe, ayrılmaz durumdadırlar.”
Demek ki ayette hangi iki cismin başlangıçta bitişik olduğunun ve sonradan ayrıldığının hiçbir önemi yok. Örneğin ayette ”Ay ile Dünya bitişikti” veya ”Ağaçlarla kuşlar bitişikti” veya “herhangi iki cisim bitişikti ve sonradan ayrıldı” yazmış olsaydı mucize yalancıları aynı mantıkla bunu yine ‘big bang’e işaret olarak yorumlayacaklardı; ne de olsa patlayan noktada evreni meydana getiren bütün maddeler toplanmıştı.
Ayrıca mucize yalancıları, diğer birçok mucize reddiyesinde de değindiğimiz gibi Kuran’da geçen ”yer” kelimesinin “üstünde yaşadığımız Dünya” anlamına geldiğini savunuyorlar (örn. bkz. Yedi Kat Yer ve Yerküre’nin Katmanları).

”Gökler” sözcüğünün de -hangisi işlerine gelirse- bazen ”evren/kâinat” bazen de ”Dünya’nın göğü/atmosfer” anlamına geldiğini iddia etmekteler (örn. bkz. Yedi Kat Gök ve Atmosferin Katmanları).

Burada ”gökler”den hangisinin kastedildiğini somut olarak açıklığa kavuşturma zahmetine girmemişler. Kastedilen eğer Dünya’nın göğü yani atmosfer ise bunu ‘big bang’a bağlamak zaten gülünç olur. Nitekim Dünya’nın atmosferi ‘big bang’den milyarlarca sene sonra oluşmuştur.
Ama ”gökler”den kastedilen eğer ”evren/kâinat” ise evren ile Dünya’nın başta bitişik olduğu ve sonradan birbirinden ayrıldığı gibi saçma birşey hayal etmemiz gerekir. Dünya’nın koskoca evrende herhangi bir toz taneciği olduğu gerçeği bilinmiyorken ve bütün kâinat, üstünde yaşadığımız Dünya’dan (Yerküre’den) ve bu Dünya üzerine kurulmuş göklerden ibaret sanılıyorken böyle bir ifade anlamlı olabilirdi. Fakat günümüzün bilgisi açısından bu iddiayı koyabileceğimiz bir yer yok. Hele hele bu iddiayı Big Bang Kuramı ile bağdaştırmak saçmadır.
Big Bang Kuramı’na göre patlamadan bu yana 13,7 milyar sene geçmiştir. Yer’in yani Dünyamızın yaşı 4,5 milyar senedir. Arada 9,2 milyar senelik bir zaman farkı vardır. Bu durum ve şu anda gözlemleyebildiğimiz evren dikkate alındığında Dünyamızın bu evrende önemsiz bir konumda bulunduğu görülecektir. Ayrıca aradaki zaman farkı göz önünde bulundurulursa “gök ile yerin bitişik olması” tezinin ne kadar saçma olduğu ortaya çıkacaktır.
Yerin ortaya çıkabilmesi için 9,2 milyar sene geçmesi gerekmiştir. Şayet ”gökler” ile kastedilen evren/uzay ise yer uzaya bitişik olmamış, onun içinde yer almıştır. Elbette yerküre merkezli düşünen ve modern bilimden habersiz Kuran yazarlarının bu farkındalıkta olmaları beklenemez.

3. Eski Yaratılış Efsanelerinde ”Göklerle Yerin Ayrılması”
Evrenin varoluşunda bir aşama olarak ”yer ile göğün ayrılması” birçok eski yaratılış efsanesinde yer almaktadır.
Çok tanrılı Sümer Mitolojisi’nde bu anlatım şöyle geçer:
  • Gılgamış Destanı – S.Noah Kramer, Tarih Sümerde BaşlarAdı yokken göğün daha
    Yerin daha adı yokken
    Babaları okyanustan
    Anaları Ki-ama-t kargaşasına
    Sular karışıp bir oluyordu.

    Gök, yerden ayrıldıktan sonra
    Yer, gökten ayrıldıktan sonra
    İnsanın adı konduktan sonra
    An, göğü alıp götürdükten sonra
    Enlil, yeri alıp götürdükten sonra.
Sümerler’den sonra Babil Yaratılış Efsanesi Enuma Eliş’te de bu inanç yer almaktadır. “Başlangıçta tatlı su, tuzlu su, sis ve bulut karışımından oluşan bir karmaşa (kaos) vardı. O zaman henüz tanrılar bile yoktu. Tanrılar bu kaosa bir düzen vermek için geldiler ve yapışık olan yer ile göğü ayırdılar” denilmektedir. Ancak efsanenin Babil anlatımında Sümer Tanrısı Enlil’in yerini Babil Tanrısı Marduk almaktadır.(1)
Eski Mısır Mitolojisi’nde ilk tanrı Atum‘un oğlu Şu, Yer’le göğü birbirinden ayırandır. Şu‘nun (kendi kızkardeşinden yaptığı) çocukları olan Nut göğü, Geb de yeri temsil eder. (2)
Aynı olgu Tevrat’ta şu şekilde yer almaktadır:(3)
  • Tanrı “Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın” diye buyurdu.
  • Ve öyle oldu; Tanrı gökkubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı.
  • Kubbeye “Gök” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ikinci gün oluştu.
Görüldüğü üzere, ”yerle göğün birbirinden ayrılarak yaratılışı” en eski medeniyetlerin mitolojilerinden çıkmış ve birbirinden iktibas edilerek, zamanla evrimleşerek Tevrat’a oradan da -muhtemelen- Kuran’a geçmiştir.

4. Sonuç
Enbiya/30 ayetinde geçen “göklerle yerin ayrılması” hikayesi modern Big Bang Kuramı ile hiçbir şekilde ilişkilendirilemez; aksine bu kurama ters düşmektedir. Çünkü ”yer” büyük patlamadan milyarlarca sene sonra oluşmuştur.
Bununla birlikte ”göklerle yerin ayrılması” efsanesi Kuran öncesi varoluş mitolojilerinde de geçmektedir. Ufak bir tarihi araştırma bile bu ayetin ancak günümüzün bilimi ile keşfedilebilmiş olan yepyeni bilgilere mucizevi bir şekilde işaret ettiğini değil aksine tarih boyunca medeniyetlerin birbirine aktarageldiği bir efsanenin tekrarı olduğunu gösterecektir.

Dipnotlar
(1) bkz. Enuma Eliş – Almanca
(2) bkz. Kratz/Spieckermann: Götterbilder, Gottesbilder, Weltbilder; 1. Cild, Sayfa 20
www.mucizeyalanlari.com sitesinden alınmıştır