03 Temmuz 2010

Sonsuz Evrenler

Neyi belirtmek için kullanılırsa kullanılsın “sonsuzluk”, idraki olanaksız bir kavramdır. Çoğu kere zaman için kullanılır. Madde ve mesafa için de kullanılabilir. Bu iletimde ben sonsuzluk terimini başka ve şimdiye kadar hiç tartışma konusu yapılmamış bir diğer kavramla ilgili olarak kullanmak istiyorum. Ancak daha önce zaman, madde, mesafe ve başlangıç terimleri ile ilgili sonsuzluk kavramları üzerinde duracağım.

Daha çok zaman için kullanılmasına rağmen sonsuzluk ve zaman, birbirleri ile çelişkili kavramlardır. Zaman sonsuzluğun bir tür tahdit edilmesi, sınırlandırılması demektir. Genel olarak zaman hem bir başlangıca gereksinim gösterir, hem de bir sona... Zamanın sonsuz olması zamanla değil, zamansızlıkla bağdaşır. Sonsuz zaman oksimoron bir terimdir. Yani zıt anlamlı kelimelerden oluşmuş bir kelime salatasıdır. Biz insanlar sonsuzluğu daha çok bir zaman olarak tahayyül ederiz ama, zaman sonsuz olamaz. Çünkü sonsuzluk belli sınırlar içinde var olamaz. Zamanı sonsuzluk, sonsuzluğu ise zaman terimleri ile ifade etmek mümkün değildir. Sonsuzluğu tanımlamak için başka bir kavrama gereksinim vardır.

Sonsuzluğu madde ile belirtmek mümkün müdür? Madde sonsuz olabilir mi?
Madde miktarla ölçülür. Miktar da sayı ile belirtilir. Sayı ile belirtilen bir miktar sonsuz olabilir mi? Sonsuz miktar, sonsuz sayı gibi terimler anlam taşır mı?

Zamanda olduğu gibi, miktar ve sayı da sonsuza limit koyan, onu kısıtlayan değerlerdir Dolayısıyla yan yana getirilen bu terimler de birbirleri ile çelişirler. Sayı kavramı sonsuzlukla bağdaşmaz. Madde sonsuz olamaz. Sonsuzluğu sayı ile ile belirtmek mümkün değildir.

Aynı durum uzaklık için de söz konusudur. Mesafe sonsuz olamaz. Uzaklık temel olarak iki obje arasındaki mesafedir. Hem sayı ile ifade edilebilir, hem de aradan geçen zaman olarak... Aslında zaman, madde ve mesafe sayı ile ifade edilen ve sonsuzluğu kısıtlayan kavramlardır. Sonsuzluğu kısıtlayan ve sayı ile belirtilebilen hiç bir kavram sonsuzlukla bağdaşmaz.

Bu arada kısaca başlangıç kavramına da değinmek istiyorum. Bu terim hem zaman, hem de madde ile sıkı bir ilişki halindedir.

Her başlangıcın bir sonu olduğu gibi, bir de nedeni vardır. Bu neden bir olgunun başlangıcından sorumludur. Durgun bir havuza atılan bir taş, havuzda dalgaların oluşmasına neden olacaktır. Suya düşen taş dalgaların oluşum nedenidir. Taşın suya düştüğü an, dalgaların başladığı zamanı simgeler. Bir süre sonra dalgalar durulur. Taşın neden olduğu dalgalar tükenmişlerdir. Her başlangıcın bir nedeni ve bir sonu vardır. Bu durumda diyebiliriz ki: başlangıç da sonsuzlukla bağdaşmayan bir kavramdır.

İnsan aklı her olguda bir başlangıç arar. Başlangıçsız bir olgu düşünülemez. Bir başlangıcın varlığına, o başlangıç gözlemlenmemiş olsa bile, inanılır. İnsan mantığı başlangıcını gözlemlemediği her olgunun geçmişte, çok önceleri vuku bulmuş bir başlangıcı olduğunu kabul eder. Bu insanın elinde olmayan bir özelliğidir. İnsan mantığı başka türlü çalışamaz. İnsan aklı başka türlü düşünemez. Her olgunun bir başlangıcı ve her başlangıcın da bir nedeni vardır.

Öyleyse evrenden de bir başlangıca sahip olması beklenmelidir. Ya da böyle bir başlangıçla karşılaşılırsa hiç şaşırılmamalıdır. Nitekim Hubble’ın evrenin genişlediği buluşu, bilim adamlarını evrenin başlangıcını düşünmeye sevketmiştir. Evrende mevcut galaksiler birbirlerinden uzaklaştıklarına göre, bir süre önce onların bir arada olmuş olmaları gerekmektedir. O halde bir süre önce bu birliktelik bozulmuş ve madde etrafa yayılmıştır. Belki de bu ilk madde patlamış ve şimdi gözlemlediğimiz evreni oluşturmuştur. Buna Big Bang, büyük patlama, denmiştir. Big Bang bir başlangıçtır. Evreni başlatmıştır. Nedeni ise hala bilinmemektedir. Quantum fiziği evrenin başlangıcını Big Bang ile açıklamaya çalışan bir fizik dalıdır. Bu fizik dalına göre evrenin bir başlangıcı vardır.

Yaratılış konusunda ortaya atılan en son kuramlardan birine göre bir enerji patlamış, maddeye dönüşmüş ve evren oluşmuştur. O halde evrenin bir başlangıcı vardır. Başlangıcı olan her olgunun ayrıca bir de nedeni olmalıdır. Öyleyse evrenin başlangıcının da, doğasını henüz bilmediğimiz, bir nedeni var olmalıdır. Bu mantık bizi evren öncesi bir zamana ve mekana götürmektedir. Evreni başlatan nedenin gizemi orada saklıdır. Her başlangıçta bir neden ve son arayan insan mantığı bu kadarla yetinmemektedir. Belki de evreni başlatan neden, kendinden önce gelen bir başka nedenin sonucudur. O başlangıç da bir diğerinin. Başlangıç sonsuza kadar gidemez ama, başlangıçlar gidebilir. Her son yeni bir başlangıç nedenidir. Her başlangıç ise yeni bir sonla sonlanacaktır. Birbiri ardından gelen başlangıç ve sonlar için artık bir nedene gereksinim kalmayacaktır. Öyleyse içinde yaşadığımız evrenin oluşması için bir nedene gerek yoktur. Kendinden önceki bir başlangıç sona ererken kendisini başlatmıştır. Kendi sonu da bir sonraki başlangıç için neden oluşturacaktır. Her sonun nedeni başlangıç, her başlangıcın nedeni ise sondur. Ayrı bir neden kavramına gerek yoktur. Maddenin veya enerjinin varlığının kendi dışında bir nedene gereksinimi yoktur. Her evrenin belli bir başlangıcı olması ve yalnız belli bir zaman dilimi içinde var olması, kendinden sonra gelecek evrenlerin nedenidir. Yani neden, başlama sürecinin yapısına katılmıştır. Onun bir parçasıdır. Bir evrenin belli bir süre için var olup sonra yok olması, bir sonra gelecek evrenin varlık nedenidir.

Bu yaklaşım bizi doğrudan doğruya süreklilik ve devinim kavramlarına götürmektedir. Bu kavramlara göre tek bir başlangıç olmayabilir. Yalnız birbirlerini izleyen ve her biri bir sonla sona erecek ama, bir diğeri ile devam edecek olan sonsuz başlangıçlar vardır. Bu başlangıçların bizim bildiğimiz başlangıçtan farkı ilkinin olmamasıdır. Çünkü sonsuzluğun bir başlangıcı olamaz. Başlangıçların ne ilki vardır, ne de sonu olacaktır. Belki de ne şekilde başladığını bilmediğimiz bir olgunun sonunun ürünü olan içinde yaşadığımız evren, nasıl olacağını bilmediğimiz bir sonla kendinden sonraki varlığın başlangıcına neden olarak, yok olacaktır. Varlığın sonsuzluğu ancak süreklilik ve devinimle sağlanır. Bu kontekste süreklilik zamanla ilgili değildir. Başlangıç ve sonların birbirlerini izlediğini belirtir. Dolayısıyla sonsuzluk kavramı ile bağdaşır. Enerji ve maddenin bir şekilden diğerine geçişini simgeleyen devinim de sonsuzlukla bağdaşır. Madde ve enerji sınırlı da olsa, devinim sonsuz ve sınırsızdır. Çünkü devinimlerin ne bir başlangıcı vardır, ne de bir sonu... Her başlangıcın sonu da, başı gibi, başka bir devinimdir. Devinimler süreklidir ve sonsuzdur.

Zaman ve madde başlangıçlar arasında mevcuttur. Her başlangıçta farklı bir zaman ve madde olduğu ve ilk başlangıç olmadığı için, aynı zaman ve maddenin sürekliliğinden bahsedilemez. Başlangıçlar sonsuz olduğundan, zamanın değil ama, zamanların da sonsuz olduğu ileri sürülebilir. Madde de miktar olarak sonsuz olamaz belki ama, maddenin devinimi sonsuz olabilir.

1900’lü yılların başlarına kadar evrenin statik bir yapısı olduğuna inanılıyordu. Bu inanışa göre eser denen bir madde ile dolu olan evren, olduğu yerde duruyordu. 1929 yılında Edwin Hubble evrenin genişlediğini buldu. Einstein 1915 yılında genel görelilik kuramını ortaya attığı zaman, bu kuramın uzayın genişlediğine işaret etmesine rağmen, formülüne uzay sabitlik katsayısını eklemiş ve sonra bunu yaşamının en büyük hatası olarak kabul etmiştir. Hubble’ın gözleminden sonra evrenin genişlediği anlaşıldı. Bu genişleme kesin olarak bir devinime işaret ediyordu. Evren sürekli bir devinim içinde idi. Küçük bir nokta patlamış, enerji maddeye dönüşmüş ve genişlemeye başlamıştı. Evren hala genişlemekte idi.

Üç aşağı, beş yukarı, 15 milyar yıl önce vuku bulduğu sanılan bu olgunun içinde yaşadığımız evreni başlattığına inanılır. Bu evren statik değil, dinamiktir. Sürekli bir devinim içindedir Her anı farklıdır. Bu evrenin bir başlangıcı vardır. Bu evrende madde vardır, zaman vardır, mesafe vardır. Başlangıcı, maddesi, zamanı ve mesafesi olan bir evrenin sonsuz olduğundan bahsedilemez. İçinde yaşadığımız evren sonsuz değildir. Çünkü başlangıcı vardır. Sonunun ne olacağı bilinmemektedir. Bir tür son ilerde mutlaka vuku bulacaktır. O son, devinimlerin sürekli öğesidir. Her başlangıcın hem başlangıcı, hem de sonudur. O da sonsuzdur.

Sonsuz başlangıçlar ve sonlar arasında yer alan bir zaman ve mekanda yaşamaktayız... Vücudumuzu oluşturan atomlar da sürekli bir devinim içindedir. Her an değişmekte ve mutlak bir sona doğru hızla ilerlemekteyiz. Doğanın kendisi için kabul ettiği bütün yasalara biz de harfiyen uymaktayız. Doğa için bir taş parçasından daha önemli değiliz. Tek tesellimiz sınırlı ömrümüzde başlangıçlar ve sonlar arasında uzanan sonsuzluğun yapı taşına katılma ayrıcalığına sahip öğelerden biri olmamız.. Kendinden menkul önemimizi mazur gösterecek tek değer olan bir bilince sahip olmamız, taşla aramızdaki yegane farktır. Bu farkın doğa ve başka canlılar tarafından paylaşılmaması ve önemimizin anlaşılmaması ise acı bir tecellidir.

HACI