05 Ağustos 2009

343 kişiye bir cami, 61 bin kişiye bir hastane, alın size Türkiye

Yuh olsun size, zihniyetinize, anlayışınıza, sözde imanınıza ve vicdanınıza! Ve kısa süre içinde analarınızı da alıp gitmenizi sağlayamazsak bizlere!

Mardin/Ankara- Ah bir Ankara’ya dönebilsem! Derler ya leyleği havada gördüm diye, biz leylek meylek de görmedik ama, her hafta bir yerlerdeyiz. Bu hafta da Mardin’deydik, 1100 m.lik Mazı dağı eteğindeki rüya kent. Savur, Dargeçit, Midyat, Hasankeyf, Kızıltepe, Dara, Nusaybin…

Tabii ki Mor veya Mort’la başlayan kiliseler (Mor aziz, mort azize anlamına geliyor), Kasımiye Medresesi, eski kent, çarşı. Ve Yakup, Gabriel, Cebrail, Florans, İsa, Tomas, Ara, Çoban Ahmet, Lütfi; Ali ve Adnan Mungan dostlar. Yurdun dört bir köşesinden gelmiş gencecik öğretmenler, illa ki hemşerim Kevser, Arap kızı Ceren

Neyse ki bu yıl da yüz sürebildik Mardin’e, otantik Hıristiyanlığın merkezi, kültürlerin harman olduğu yer, Mezopotamya’ya…
Amacımız tanıtım yazısı yazmak değil.

Kıllıt’ı bilir misiniz? Olaylardan en çok nasiplenen, can kaybeden Süryani köyü. İçinde üç kilise barındıran, şarap fabrikası olan, bölgenin en varsıl köyü. Fabrikanın sahibi öldürülür, sonra arkası gelir. Can havliyle yurtdışına atarlar kendilerini. Kimse kalmaz köyde. Giderken, bölgenin en güvenilir kişilerinden Savur Belediye Başkanı Eşref Ayaz’a bırakırlar tapularını. Derler ki, “buraları size emanet. Dönersek alırız tapularımızı, dönemezsek, siz değerlendirin buraları”. (Eşref ağabey, Mülkiyeli. Yıllardır belediye başkanı. Oyların hemen yarısı ona çıkıyor. İlk kez böyle bir şey görüyorum; belediye başkanlığı ona bir şey katmıyor, tersine lütfedip belediye başkanlığını sürdürüyor.)

Konu bu değil, uzatmayayım. Bu kez yine Kıllıt’a uğradık, görmeyenler için. Yol kenarındaki asırlık çınarın altına oturdum, onları beklerken. Az sonra bir köylü, “selamun aleyküm” diyerek yanıma oturdu. Arap kökenli, AKP’ye oy vermiş. Yakında tarlası varmış, onunla uğraşmış: geçecek ilk minibüsle dönecekmiş ilçesine.

Ve… Aziz ve yüce devletimiz, koruyamadığı Süryani vatandaşlarının ardından bu köye cami yaptırmış. Tek bir ehl-i Müslim yok burada! Yetmemiş bir de kadrolu imam atamış. İmam efendi, tek müşterisi olmayan camide tüm gün tek başına, oturuyor, yiyor, içiyor, çamaşır yıkıyor. Oysa aynı ülkede; merkepli Kütüphaneci Mustafa amcanın kurduğu üç köy kütüphanesinin, aynı devlet tarafından, personel eksikliği nedeniyle kapatıldığını düşünürseniz… Hay böyle devletin….böyle sistemin…. böyle anlayışın…

Köylüye sordum, buraya kadar gelmişken, niye camiyi kullanmadığını… yüzüme biraz da ters baktı. “Ayıp olur” dedi. AKP’li köylü vatandaşımız bile, Süryani köyüne cami yapılmasını ayıplıyordu. Biliyordum ki, bu ideolojik, baskı vs.den kaynaklanmıyordu. Devleti temsil edenler, ya yükseldikçe kafayı çatlatıyor ya da kafayı bozdukça yükseliyordu.
*** *** ***

Uzun süredir bir cami okul karşılaştırması yapmak istiyordum. Durumun iyiden iyiye gösterişe, hem de çılgınca bir histeriye dönüştüğünü biliyordum çünkü. Ülkesindeki Hıristiyanları, Alevileri, Ateistleri, Musevileri vs yok sayan devletin cami çılgınlığını belgelemeliydim, son rakamlarla bakarak.

Kaç okulumuz var biliyor musunuz? İmam-Hatipler dahil 66.876 bin. 1220 tane de hastanemiz varmış. Ve sadece 6300 sağlık ocağı…

Ya cami? Sıkı durum 77.548! Ve halen 1346 cami inşaatı hızla sürüyor.

343 kişiye bir cami düşüyor ama 61 bin kişiye bir hastane düşüyor. Alt yapısı eksik, hekim açığı olan bu hastane ve sağlık ocaklarında 870 kişiye bir doktor düşüyor.

150 bin civarında öğretmen açığı var bu okullarımızda. Ama 87 bin din görevlisini istihdam ediyor âli devlet! Tabii bunlara, şimdilerde bürokrat yapılan imam efendiler dahil değil. Oysa doktor sayımız bile 77.421….

Aynı anda 26 milyon kişi camilerde ibadet edebilirken, hastanelerin yatak kapasitesi sadece 189 bin. 1346 cami inşaatı sürerken, yeni yapılması planlanan hastane sayısı 37!

Ne var, ne olmuş? Avrupa’da da durum böyle… Niye bu durum sizi rahatsız ediyor” diyen dümbüklerle da karşılaştım.. Yanıtı hazır:
Almanya'da 70 bin sağlık kuruluşuna karşı sadece 8 bin kilise, Fransa'da ise 60 bin sağlık kuruluşu ve sadece 9 bin kilise var. Almanya'da 11 bin 332, Fransa'da 4 bin kütüphane varken, 72 milyon nüfusu olan Türkiye'de bu sayı 1435. Devlet Tiyatrosu sadece 13 ilde var ama Diyanet”e bağlı kuran kursu sayısı ise 82 ilde mevcut olup sayısı 3 bin 852.

14.403 tane cami yaptırma derneğinin bulunduğu ülkemizde, sadece 1 opera, 11 bale, 10 heykel, 18 resim, 18 sinema, 38 tiyatro derneği bulunduğuna da işaret etmeliyim.
Rakamların insanları ne kadar sıktığını biliyorum ama hiç olmazsa kısaca değinmeliyim:

Koca enerji bakanlığına ayrılan bütçe 250 milyon TL, Sanayi bakanlığına ise 280… Dışişlerine ayrılan bütçe 563 milyon TL, Bayındırlığa 677, Ulaştırmaya 687…. Böyle bir ülkede huzur olur mu? Onun için İçişlerine 783 milyon TL. Ya Diyanet İşleri Başkanlığı’na; 1 milyar 123 milyon TL. Daha ne diyeyim?

Rezilliğin bir başka boyutu; madem dininize böyle önem veriyor, böylesine personel, cami ve bütçe ayırıyorsunuz. Peki….

Dedim ya yeni Mardin’den geldim diye. Camilerinizin bakımsızlığı, pisliği ne? Utanmıyor musunuz? Gelin bir de gavur dediklerinizin kiliselerini görün. Görüp utanın, görüp örnek alın bari. Ya personeliniz? Eminim ki en okumuş imamınızı çıkarın, bırakın papazı, zangoçlardan herhangi birini siz belirleyin; yarışsınlar. İslamiyet konusu dahil, bizim imamları altı okka yapmazlarsa kendimi asarım!
Yuh olsun size, zihniyetinize, anlayışınıza, sözde imanınıza ve vicdanınıza! Ve kısa süre içinde analarınızı da alıp gitmenizi sağlayamazsak bizlere!

Hasan Uysal