10 Ocak 2009

Gazzeli anne acısını mektuba döktü

Gazze Şeridi’ndeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yaşayan Necva Şeyh, saldırıların acısını BM Mülteciler Yardım Örgütü’ne yazdığı mektup ile anlattı.

Gazze Şeridi’nde yaşayan Filistinlilerin çoğu, İsrail devletinin kuruluşu sırasında evinden olan mülteciler. İçlerinden biri, bir anne, BM Mülteciler Yardım Örgütü’ne içlerinde bulundukları durumu çok iyi anlatan bir mektup yazdı. Mektup BM’nin sitesinde yayınlandı.

BM, internet sitesinde yayınladığı mektuba “Anlamsız bir hayattan anlamsız bir ölüme” başlığını koymuş. Mektupta yer alan ifadeler şöyle:

“Yarının daha iyi olacağına ve yarın daha güvende olacaklarına dair çocuklarıma hiçbir güvence veremiyorum. Onlar da zaten tüm bunların ne zaman biteceğini, normal hayatlarına ne zaman dönebileceklerini sormaktan vazgeçtiler.

Ne ben ne de çocuklarım İsrail savaş makinelerinin hiç dinmeyen bombalama seslerine tahammül edemiyoruz. Tam vurmadan önce, füzelerin çıkarttığı ıslık seslerinin ne kadar korkutucu olduğunu tahmin edemezsiniz. Her saldırıda, ‘İşte bu sefer hedef benim’ diye düşünüyorsunuz ve bombalar isabet etmeden önce saniyeleri sayıyorsunuz.

Savaş gerçekten de çok zalim ve biz, Filistinli mülteciler, savaşın zulümüne defalarca tanık olduk. Ama bu seferki savaş hepsinden daha zalim. Merhamet diye bir şey kalmamış; çocuk, yaşlı bir adam ya da anne karnında doğmamış bir bebek arasında fark gözetilmiyor. İsrail’e göre hepsi suçlu ve hepsi ölmeyi hak ediyor.

Bitmesini ümit etmeyi bıraktım. Hayat sadece bizim için değil, çocuklarımız için de anlamını yitirdi. Ölüler listesine, bir sayı, sadece bir sayı olarak eklenmeyi beklemekten başka bir şey yapamıyoruz.

Tek dileğimizse ailecek, bir arada ölmek... Böylelikle hiçbirimiz diğerini kaybetmenin acısını yaşamak zorunda kalmayız.”

Necva Şeyh
6 Ocak 2009
Nuseyrat Mülteci Kampı, Gazze Şeridi

Kaynak: ntvmsnbc

07 Ocak 2009

Muhammed'in Köleleri

Aşağıdaki verilecek liste ağırlıklı olarak Prof. Celal Yeniçeri'nin "Hz.Muhammed ve Yaşadığı Hayat" isimli kitabından derlenmiştir. Doğrusunu söylemek gerekirse böyle bir listeyi bu kadar derli toplu bir şekilde başka bir kaynakta (Tabi 2. el kaynak olarak) bulmak mümkün değil. Bu yüzden bu çalışma bence takdire şayandır kendisini tebrik ederim. Yorum kısımları bana aittir ve bazı ufak eklemelerim de olmuştur zaten okuduğunuz da bunu farkedeceksiniz.



KADIN KÖLELERİ (Cariyeleri)

1-- Emetullah: Sadece hizmetçi olarak gösteriliyor

2-- Ümeyme : Muhammed'in abdest alma işlerine bakıyor

3-- Bereket (Ümm-ü Eymen) : Muhammed'e babasından miras olarak kalmış ve ona dadılık yapmış. Muhammed onu Zeyd b. Harise ile evlendirmiş ve ondan Üsame'yi doğurmuştur. İlginç olan Ümmü Eymen'in Zeyd ile evlendiğinde oldukça yaşlı olmasına rağmen ondan bir çocuk dünyaya getirmesi. Zeyd yaşlı hanımı Ümmü Eymen'den nasıl bir çocuk yaptı anlamak mümkün değil. Çünkü Ümmü Eymen Muhammed'e dadılık yapmış . Muhammed onun için "annemden sonraki annem" demiş. Zeyd Muhammed'in üvey oğlu, Ümmü Eymen'de annesi gibi kabul ettiği baba mirası köle-dadısı. Aradaki yaş farkı had safhada...

4-- Hadra : Hakkıda fazla bilgi yok. Azad edildiği söyleniyor

5-- Huleysa: Muhammed'in hanımı Hafza'nın mevlâsı (bu kelime bazı yerde köle bazı yerde azadlı köle veya hizmetçi, sırdaş, dost vb. anlamlar veriyor)

6-- Havle: Muhammed'in hizmetçisi (evinini süpürüyormuş)

7-- Rezine (veya Ruzeyne): Muhammed'in Hayber'de ganimet olarak esir alıp evlendiği yahudi asıllı eşi Safiyye'ye ait. Birinci sıradaki Emetullah'ın annesi aynı zamanda.

8-- Radva: Hakkında bilgi yok sadece isim olarak geçmiş

9-- Saibe: Bilgi yok..

10--Sedise: Hafza'ya ait olduğu söyleniyor

11--Sellâme : Muhammed'in cariyelerinden Marya'dan olan oğlu İbrahim'e dadılık yapmış

12--Selmâ: Muhammed'in bir defada azad ettiği dört kölesinden birisi. İbn-i Kesir'e göre aile içinde önemli bir yeri varmış. İyi bir ahçıymış ve Muhammed ile çarşıya da çıkarmış. Hakkında geniş bilgi var ama burada yazmaya gerek yok.

13--Şirin el-Kopti: Muhammed'in çocuk yaptığı cariye Marya'nın kızkardeşi. Mısır kralı Muvakkıs tarafından hediye olarak gönderildi. Muhammed de onu ünlü şairi Hasan b. Sabit'e hediye olarak vermiş.

14--Unkûde: Aişe'ye ait bir cariye

15--Meymune bint Sad: Muhammed'in azadlı cariyelerinden. Pek çok hadis rivayet etmiş

16--Meymune bint Uneyse : Muhammed'in azadlı cariyelerinden

17--Dumayra : Muhammed'in bir defada azad ettiği dört kölesinden birisi.

18--Ümm-ü Ayyaş: Muhammed onu Osman ile evlendirdiği kızına vermiş.

19- Meymune b. Ebi Abis: Bilgi yok

20--Marya el-Kopti (zevce cariye): Mısır kralı Muvakkıs tarafından hediye edildi. Muhammed'in zevce-cariyesi ondan bir çocuğu oldu adı İbrahim.

21- Nefise (zevce-cariye): Muhammed bir ara Zeyneb'ten üç aylığına ilişkiyi kesiyor. Üç ay sonra onunla barışınca Zeyneb kendisine bu cariyeyi hediye ediyor. Bu cariyenin güzelliğinden dolayı Muhammed ona "nefis" anlamına gelen "nefise" (yani 'nefis'in dişil olanı) ismi veriyor .Muhammed onu cinsel amaçlı olarakta kullanıyordu.

22- Cemile (zevce-cariye): Bir harpte ganimet olarak hissesine düşüyor ama hangi harp olduğu belli değil imiş (Bence Kureyza esirleri arasındaydı) Muhammed onu da cinsel ihtiyaçları için kullanıyordu. Tarihçiler bu konuda ittifak etmişlerdir.

Not 1: Kureyza baskınında Muhammed Kureyza kabilesinin erkeklerinin boyunlarını vurdurmuş kadınlarınıda esir almıştı. Muhammed'in payına 1/5 humus hissesi olarak 150-200 civarında kadın ve çocuk ganimet olarak düşmüş Muhammed de onları Şam esir pazarında sattırıp onların parasıyla savaş için at ve silah almıştır. (Not: Anneler ve çocukları ayrı ayrı satılmış ve çocuklar hem annesiz bırakılmış hem de köle olarak meçhul bir yaşama itilmiştir; akîbetleri bilinmemektedir. Zannımca ufak yaştaki kız çocukları yeni sahiplerinin cinsel istismarına uğramıştır.)

Not 2: Kureyza'da esir alınan Reyhane'yi bu listeye dahil etmedim çünkü onu Muhammed'in hanımları listesine ekleyeceğim. Tabii Reyhane'nin cariye olarak m kaldığı yoksa Muhammed'in hanımı mı olduğu daima tartışmalı bir konu olmuştur. Prof. Celal Yeniçeri onu zevce-cariye olarak değerlendirmiş.


ERKEK KÖLELERİ

1-- Usâme: Zeyd'in oğlu. Bu listeye dahil edilmeyebilir. (Prof. Celal Yeniçeri almış) tabii Zeyd yaşlı hanımı Ümmü Eymen'den nasl bu çocuğu yaptı anlamak mümkün değil. Muhammed son günlerinde Usame'yi islam orduları başkomutanlığına getirdiğinde yaşı 18-19 idi.

2-- Eslem: Gazvelerde Muhammed'in eşyalarını taşıyormuş.

3-- Enese b. Ziyad: Bedir ve Uhud harbinde Muhammed'in mevlası olarak yer almış

4-- Eymen : Ümmü Eymen'in oğlu Usame'nin anadan bir kardeşi .Muhammed'in abdest suyunu hazırlarmış. Hüneyn savaşında ölmüş

5-- Bâzam : Bilgi yok. Adı Tahman olarak da geçiyormuş

6-- Sevbân: Seferde olsun pazarda olsun Muhammed'in yanından hiç ayrılmazmış. Daha sonra Humus şehirne yerleşmiş ve Hicri 54 yılında orada vefat etmiş.

7-- Huneyn: O da Muhammed'in abdest alma işlerine yardımcı olur ve su temin edermiş. Ondan kalan suyu da sahabeye takdim edermiş.

8-- Zekvân: Bilgi yok..

9-- Râfi (Ebu Râfi): Muhammed'in Benü Nadir arazilerindeki kahyası olarak görev yapmış.MuhammedE turfanda meyve ve zebzeyi buradan o getirirmiş

10- Rebâh: Muhammed'i ziyaret edenlerle ilgilenirmiş.

11- Ruveyfa: Kendisi hakkında bilgi yok.

12- Zeyd b. Harise: Çok aşina olduğumuz bir isim. Kuran'da bile ismi geçiyor. Muhammed'in hanımı Zeyneb'i aldıktan sonra sürekli komutan olarak sefere çıkarttığı eski kölesi, sonraki üvey oğlu ve başkumandanı

13-- Zeyd Ebu Yesâr : Bilgi yok

14-- Sefîne: Muhammed'n hanımı Ümmü Seleme'nin kölesi. Asıl adı Mehran. Muhammed'e hizmet etmesi şartı ile Ümmü Seleme onu azad etmiş. Gazve ve seriyyelerde eşyaları onun sırtına yüklerlermiş.

15-- Selmanu'l Farisi: Muhammed onu ehl-i beytine dahil etmiş. Hendek savaşında hendek kazılması önerisi ondan gelir. Oldukça ünlü bir isimdir. Heryerde detaylı bilgi bulabilrisiniz.

16-- Şakrân : Muhammed'e babasından miras olarak kalmıştır. Mureysi (Ben-i Mustalık) gavzesinde elde edilen ganimetlerden yolda dökülenleri toplamakla görevlendirilmiş.

17-- Dumayra: Cahilliye öneminde köle yapılmış. Muhammed onu satın alıp azad etmiş.

18-- Tahmân (Mervan): Muhammed'in Hayber'deki arazilerine bakan kahya-kölesi

19-- Ubeyd: Bilgi yok

20-- Fadâle Yemani: İsmi İbn Hazm tarafından halife II. Ömer için hazırlanan listede geçiyormuş.

21-- Kafîz: Bilgi yok

22-- Kirkere: Savaşlarda Muhammed'in eşyalarını taşıyormuş. Ganimetlerden elbise çaldığı için Muhammed trafından cehennemlik olarak etiketlenmiş.Sahih hadis kaynaklarında geçer bu olay.

23-- Keysan: Muhammed'in azadlı kölesi. Muhammed onu azad ettikten sonra mevlası olarak zekattan bir şe yiyemeyeceğini söylemiş.

24-- Mebur el-Kopti: Mısır kralı Mukavkısın Muhammed'e hediye ettiği 3 kardeşten erkek olanı.

25-- Midam: Hayber ganimetlerinden mal aşırması nedeni ile Muhammed tarafından ölüm cezasına çarptırılmış ve cezası infaz edilmiştir.

26-- Nâfi: Bilgi yok

27-- Nufay: Cemel ve Sıffın harplerine katıldığı söyleniyor ama Muhammed'in yanındaki pozisyonu belli değil.

28-- Vâkıd: Bilgi yok

29-- Hürmüz Ebû Keysân: Bedr savaşına katılmış. Muhammed onu azad etmiş ve zekat malından yiyemeyeceğini söylemiş

30-- Hişâm: Bilgi yok

31- Yesâr: Gatafan ve Süleym harbi sırasında Muhammed'in eline geçmiş. Güzel namaz kıldığı için Muhammed onu azad etti. Muhammed'in zekat sürülerinin çobanlığını yapıyordu. Ureyne kabilesinden bazı kimseler tarafından gözleri oyularak vahşice öldürülmüş daha sonra da Muhammed onlara misilleme olarak aynı işleme taabi tutmuştur. (Not: Maide 33 ayetinin bu olay nedeni ile indiği (!) söylenir)

32-- Ebû el-Hamrâ: Muhammed'in hizmetçisi olarak geçiyor ama ne hizmetinde bulunduğu belirtilmiyor.

33-- Ebû Seleme: Muhammed'in çobanı

34-- Ebû Safiyye : Bilgi yok

35- Ebû Dumayra: Daha önce adı geçen Dumayra'nın babası. Cahilliye döneminde köle yapılmış ve daha sonra Muhammed tarafından satın alınmıştır.Muhammed daha sonra onu ehl-i beytine almıştır.

36- Ebû Ubeyde : Azadlı köle. Ahçılık yapıyormuş

37-- Ebû Asîb: Azadlı köle olarak geçiyor.

38-- Ebû Kebşe Süleym el-Enmârî: Uhud ve sonraki diğer harplere katılmış. Muhammed'den çokca hadis rivayet etmiş.

39-- Ebû Muveyhibe: Ben-i Mustalık gazvesinde Aişe'nin devesini sürenlerden. Zannımca o da Aişe'nin kölesi idi. Muhammed onu daha sonra azad etmiştir.

Hürlerden hizmetçileri

1--Enes b. Malik 2--Esla b. Şerîk 3--Esma b. Harise 4--Bukeyra 5--Bilal b. Rebâh el Habeşî 6--Habbe ve Sevâ 7--Zu-Mıhmar 8--Rabî'a b. Ka'b el-Eslemi 9--Sa'd 10--Abdullah Revâha 11--Abdullah b. Mesûd 12--Ukbe b. Âmir 13--Kays b. Sa'd 14--Mugîra b. Şu'be 15--Mikdâd b. Esved 16--Mûhacir 17--Ebu's-Sehm 18- Ebu Bekr : İlginç ama İbn Kesir onu da Muhammed'in hizmetçisi olarak göstermiş

Toplam: 22+ 39+18 =79 köle

Bu konuda en geniş bilgi İbn Seyyidi'n-Nas (Seyiddünnas)'da. Toplam 53 erkek köle 15 cariye ve 18 sahabelerden hür hizmetçi ismi geçiyormuş. (Bu bilgi Arif Tekin'de geçiyor) İbn-i Kesir'in (el-sira) siretinde de Muhammed'in kölelerinin 40 kadarınının ismi hayat hikayesi dahil verilmekteymiş. İbnu'l Kayyum da ise 45 köle ismi geçiyormuş. İbn Sad (ö. 230) ise sadece 17 köleden bahsediyormuş. Ayrıca; Hammâd (ö 267 h. )---Teriketû'n Nebi Hakim-Müstedrek Moğultay-el-İşare İbnu'l Cevzi-Telkih bu konuda kaynaklar arasında.

Üst Boyutlar ve Tanrı

Üst boyutlar analojisiyle Tanrı'nın varlığını kanıtlamak, sofistike dincilerin sıkça başvurdukları ve ortalama vatandaşı ikna etmede az çok başarılı oldukları bir yöntemdir.

Üst boyutlara dayalı argümanların tüm temel noktalarını içine alan ve oldukça öğretici kabul edilebilecek "flatland" romanı, bu konuyu incelemek için ideal bir örnektir.

Edwin Abbott'un 1884 tarihli Flatland romanı, matemetik üzerine sürrealist bir hikayedir. Bu hikaye iki boyutlu bir dünyada başlar. Bu dünyada yaşayanlar, iki boyutlu geometrik cisimlerdir. Örneğin çizgi, üçgen, kare, daire, beşgen, vs. Sola, sağa, ileriye ve geriye hareket edebilmektedir bu cisimler. Fakat yukarı ve aşağı kavramları, bu dünyada tanımlı değildir.

Bir gün, kendisi bir matematikçi olan kare, flatland'de ilginç bir fenomenle karşılaşır. Bir yabancı ilginç bir biçimde büyüklük değiştirmektedir. Bir noktadan başlayıp, küçük bir daireye, oradan büyük bir daireye dönüşmekte, sonra yine küçük bir daire olup, son olarak da yok olmaktadır. Flatland sakinlerinin normal koşullarda büyüklükleri değişmediğinden, kare bu duruma şaşırmıştır. Yabancı, kendisine durumu açıklar. Der ki ben büyüklük değiştiren bir daire değil, pek çok daireden oluşmuş bir yapıyım. Adım küre. Bir düzlemsel şekil değil, üç boyutlu katı bir cismim. Sen bana daire diyorsun, ama daire olan sadece benim sizin dünyanıza olan izdüşümümdür.

Kare durumu hala anlamadığından, küre analoji kullanarak durumu kendisine açıklamaya çalışır.

Küre: Söyle bana bay matemetikçi kare, bir nokta, kuzey yönünde ilerlese, çizdiği yörüngeye ne ad verirsin?

Kare: Çizgi adını veririm.

Küre: Peki bir çizginin kaç ucu vardır?

Kare: İki.

Küre: Peki, bir nokta kuzey güney doğrultusunda ve doğu batı doğrultusunda birbirine paralel olarak hareket etse ve her doğrultuda eşit mesafe katederek başladığı yere dönse, ortaya ne çıkar?

Kare: Bir kare çıkar.

Küre: Bir karenin kaç kenarı ve kaç açısı vardır?

Kare: Dört kenarı ve dört açısı.

Küre: Şimdi hayal gücünü biraz çalıştır ve flatland'de bir kare düşün, ve bu karenin yukarı doğru hareket ettiğini hayal et.

Fakat problem, yukarı kavramının kare için tanımsız ve anlamsız olmasındadır. Üçüncü boyutu hiçbir zaman algılamamış olan kare için, durum hala anlaşılmaz bir laf salatasıdır. Bu yüzden, küre ona anlayabileceği bir kanıt sunar:

Küre: Eğer bir nokta, 2 ucu olan bir çizgi oluşturuyorsa, bir çizgi 4 ucu olan bir kare oluşturuyorsa, bu durumda bir sonraki sayı 8'dir. Bu üç boyutlu uzayda bir küreye denk düşer. 6 yüzeyi ve 8 köşesiyle. Eğer bir noktanın 0 kenarı varsa, bir çizginin 2 kenarı varsa, bir karenin 4 kenarı varsa, bir sonraki sayı 6'dır. Bir üst şeklin 6 kenarı olacak demektir. Aynı zamanda da 8 ucu, yani köşesi.

Fakat kare hala durumu anlamamıştır. Küreye kendisiyle dalga geçmemesini söyler. Küre ise, bıkkınlık içinde, son çare olarak flatland'e uzanır ve kareyi üç boyutlu uzaya çıkarır. Tabi kare anında bir kübe dönüşüverir. Ve anında durumu anlar.

Bu farkettiği yenilikten öyle bir etkilenir ki, kübün aklına hemen başka bir düşünce gelir. Eğer bir küre, pek çok dairenin bir araya gelmesinden oluşmuşsa, üç boyutlu uzayın da üzerinde, pek çok küreyi içinde barındıran bir üst şekil olmalıdır diye düşünür.

Küp: Ulu küre, beni üç boyutlu uzaya çıkararak, iki boyutlu dünyadaki tüm ülkedaşlarımı iç organlarına kadar kuş bakışı görmemi sağladı. Öyleyse, benim gibi bir kulunu, bir sonraki düzeye, yani 3 boyutlu uzaydan alıp, 4 boyutlu uzaya götürememesi için ne sebep var?

Fakat küre, böyle bir saçmalığı duymak bile istememektedir.

Küre: Öyle bir 4 boyutlu diyar bulunmamaktadır. Bu tür fikir bile tamamen anlaşılmaz ve absürddür.

Fakat küp, üçüncü boyutu kendisine kanıtlamak için kürenin kullandığı argümanı hatırlar. Der ki:

Küp: Aşağıda, flatland'de bir noktadan bir çizgi oluşmasına bakarak, bir çizgiden de bir kare oluşmasına bakarak, kareden bir kübün oluşacağı üçüncü bir boyutun varlığını çıkarsamamı beklememiş miydiniz? Aynı analoji argümanı gereği, 4. bir algılanamaz boyutun olması gerekmez mi?

Küre: Analoji mi? Ne analojisi? Öyle saçmalık olmaz.

Küp: Hareket eden boyutsuz bir nokta, bir boyutlu ve 2 ucu olan bir çizgiyi oluşturmamış mıydı? Daha sonra, iki boyutlu düzlemde hareket eden bir çizgi 4 ucu olan bir kare oluşturmamış mıydı? Aynı zamanda, üçüncü boyutta hareket eden bir kare 8 ucu (köşesi) olan bir şekil (küp) oluşturmamış mıydı? Öyleyse, bana sunduğunuz argüman gereği, bir sonraki sayı 16'dır. Bir kübün, bir üst boyutta, 16 ucu olan bir üst şekil oluşturması gerekir.

Küre, bakar ki kübe laf anlatmasına imkan yok, aldığı gibi onu tekrar iki boyutlu flatland'e gönderir. Böylece orada küp tekrar iki boyutlu bir zavallı kare halini alır. Hikaye karenin hapse girmesiyle biter. Çünkü kendisi tecrübe ettiği üst boyutu flatland sakinlerine anlatmaya çalışmış ve ortalığı karıştırmıştır.

Uzun lafın kısası, tekrar konumuza dönersek, hikayedeki kıssadan hisse şudur:

Tanrı'yı kanıtlamak için kullanılan tüm argümanlar, ondan daha üst bir varlığı kanıtlamak için de aynen kullanılabilir. Bu şekilde, bu akıl yürütme sonsuza gider. Dolayısıyla, sonuçsuzdur. Eğer algılanamaz, tecrübe edilemez bir alemden bahsediliyorsa, kimsenin algılamadığı ve tecrübe etmediği böyle bir alemin varolup olmadığı dahi bilinemez. Eğer varsa ise, ondan daha üst bir benzeri alemin varolup olmadığı bilinemez. Dolayısıyla, algılanamaz dünya hakkında spekülasyon yapmak, ya da "metafizik" yapmak, boş bir çabadır ve kişiyi bir yere götürmez. Bu yüzden böyle bir alem ile ilgili herhangi bir sonuç çıkarmak, ya da bir kabulde bulunmak da tamamen keyfi bir tavırdır ve akıl ve mantık açısından geçerli görülemez. Bilimsel açıdan en tutarlı tavır, algılanamaz ve tecrübe edilemez herhangi birşeyle ilgili bir yargıda bulunmamakdır.

Peki yok kabul etmek, olmadığı anlamına gelir mi diye sorulursa, elbette ki gelmez. Fakat elimizdeki imkanlarla algılamanın ve tecrübe etmenin mümkün olmadığı bir şeyi yok kabul etme hakkımız vardır. Hatta bu en doğal tavırdır. Kanıtın yokluğu, yokluğun kanıtı değildir elbette ama varlığın kanıtı hiç değildir. Sonuçta böyle bir durumda verilebilecek herhangi bir yargı bir kabul olmaya mahkumdur ve bilimin tutumluluk ilkesi gereği, en sade açıklamalar kabul edilmeli, açıklamalar gereksiz yere kompleksleştirilmemelidir.

Kaynak: How We Believe (Michael Shermer)

http://portal.ateizm2.org sitesinden alınmıştır