07 Ocak 2009

Üst Boyutlar ve Tanrı

Üst boyutlar analojisiyle Tanrı'nın varlığını kanıtlamak, sofistike dincilerin sıkça başvurdukları ve ortalama vatandaşı ikna etmede az çok başarılı oldukları bir yöntemdir.

Üst boyutlara dayalı argümanların tüm temel noktalarını içine alan ve oldukça öğretici kabul edilebilecek "flatland" romanı, bu konuyu incelemek için ideal bir örnektir.

Edwin Abbott'un 1884 tarihli Flatland romanı, matemetik üzerine sürrealist bir hikayedir. Bu hikaye iki boyutlu bir dünyada başlar. Bu dünyada yaşayanlar, iki boyutlu geometrik cisimlerdir. Örneğin çizgi, üçgen, kare, daire, beşgen, vs. Sola, sağa, ileriye ve geriye hareket edebilmektedir bu cisimler. Fakat yukarı ve aşağı kavramları, bu dünyada tanımlı değildir.

Bir gün, kendisi bir matematikçi olan kare, flatland'de ilginç bir fenomenle karşılaşır. Bir yabancı ilginç bir biçimde büyüklük değiştirmektedir. Bir noktadan başlayıp, küçük bir daireye, oradan büyük bir daireye dönüşmekte, sonra yine küçük bir daire olup, son olarak da yok olmaktadır. Flatland sakinlerinin normal koşullarda büyüklükleri değişmediğinden, kare bu duruma şaşırmıştır. Yabancı, kendisine durumu açıklar. Der ki ben büyüklük değiştiren bir daire değil, pek çok daireden oluşmuş bir yapıyım. Adım küre. Bir düzlemsel şekil değil, üç boyutlu katı bir cismim. Sen bana daire diyorsun, ama daire olan sadece benim sizin dünyanıza olan izdüşümümdür.

Kare durumu hala anlamadığından, küre analoji kullanarak durumu kendisine açıklamaya çalışır.

Küre: Söyle bana bay matemetikçi kare, bir nokta, kuzey yönünde ilerlese, çizdiği yörüngeye ne ad verirsin?

Kare: Çizgi adını veririm.

Küre: Peki bir çizginin kaç ucu vardır?

Kare: İki.

Küre: Peki, bir nokta kuzey güney doğrultusunda ve doğu batı doğrultusunda birbirine paralel olarak hareket etse ve her doğrultuda eşit mesafe katederek başladığı yere dönse, ortaya ne çıkar?

Kare: Bir kare çıkar.

Küre: Bir karenin kaç kenarı ve kaç açısı vardır?

Kare: Dört kenarı ve dört açısı.

Küre: Şimdi hayal gücünü biraz çalıştır ve flatland'de bir kare düşün, ve bu karenin yukarı doğru hareket ettiğini hayal et.

Fakat problem, yukarı kavramının kare için tanımsız ve anlamsız olmasındadır. Üçüncü boyutu hiçbir zaman algılamamış olan kare için, durum hala anlaşılmaz bir laf salatasıdır. Bu yüzden, küre ona anlayabileceği bir kanıt sunar:

Küre: Eğer bir nokta, 2 ucu olan bir çizgi oluşturuyorsa, bir çizgi 4 ucu olan bir kare oluşturuyorsa, bu durumda bir sonraki sayı 8'dir. Bu üç boyutlu uzayda bir küreye denk düşer. 6 yüzeyi ve 8 köşesiyle. Eğer bir noktanın 0 kenarı varsa, bir çizginin 2 kenarı varsa, bir karenin 4 kenarı varsa, bir sonraki sayı 6'dır. Bir üst şeklin 6 kenarı olacak demektir. Aynı zamanda da 8 ucu, yani köşesi.

Fakat kare hala durumu anlamamıştır. Küreye kendisiyle dalga geçmemesini söyler. Küre ise, bıkkınlık içinde, son çare olarak flatland'e uzanır ve kareyi üç boyutlu uzaya çıkarır. Tabi kare anında bir kübe dönüşüverir. Ve anında durumu anlar.

Bu farkettiği yenilikten öyle bir etkilenir ki, kübün aklına hemen başka bir düşünce gelir. Eğer bir küre, pek çok dairenin bir araya gelmesinden oluşmuşsa, üç boyutlu uzayın da üzerinde, pek çok küreyi içinde barındıran bir üst şekil olmalıdır diye düşünür.

Küp: Ulu küre, beni üç boyutlu uzaya çıkararak, iki boyutlu dünyadaki tüm ülkedaşlarımı iç organlarına kadar kuş bakışı görmemi sağladı. Öyleyse, benim gibi bir kulunu, bir sonraki düzeye, yani 3 boyutlu uzaydan alıp, 4 boyutlu uzaya götürememesi için ne sebep var?

Fakat küre, böyle bir saçmalığı duymak bile istememektedir.

Küre: Öyle bir 4 boyutlu diyar bulunmamaktadır. Bu tür fikir bile tamamen anlaşılmaz ve absürddür.

Fakat küp, üçüncü boyutu kendisine kanıtlamak için kürenin kullandığı argümanı hatırlar. Der ki:

Küp: Aşağıda, flatland'de bir noktadan bir çizgi oluşmasına bakarak, bir çizgiden de bir kare oluşmasına bakarak, kareden bir kübün oluşacağı üçüncü bir boyutun varlığını çıkarsamamı beklememiş miydiniz? Aynı analoji argümanı gereği, 4. bir algılanamaz boyutun olması gerekmez mi?

Küre: Analoji mi? Ne analojisi? Öyle saçmalık olmaz.

Küp: Hareket eden boyutsuz bir nokta, bir boyutlu ve 2 ucu olan bir çizgiyi oluşturmamış mıydı? Daha sonra, iki boyutlu düzlemde hareket eden bir çizgi 4 ucu olan bir kare oluşturmamış mıydı? Aynı zamanda, üçüncü boyutta hareket eden bir kare 8 ucu (köşesi) olan bir şekil (küp) oluşturmamış mıydı? Öyleyse, bana sunduğunuz argüman gereği, bir sonraki sayı 16'dır. Bir kübün, bir üst boyutta, 16 ucu olan bir üst şekil oluşturması gerekir.

Küre, bakar ki kübe laf anlatmasına imkan yok, aldığı gibi onu tekrar iki boyutlu flatland'e gönderir. Böylece orada küp tekrar iki boyutlu bir zavallı kare halini alır. Hikaye karenin hapse girmesiyle biter. Çünkü kendisi tecrübe ettiği üst boyutu flatland sakinlerine anlatmaya çalışmış ve ortalığı karıştırmıştır.

Uzun lafın kısası, tekrar konumuza dönersek, hikayedeki kıssadan hisse şudur:

Tanrı'yı kanıtlamak için kullanılan tüm argümanlar, ondan daha üst bir varlığı kanıtlamak için de aynen kullanılabilir. Bu şekilde, bu akıl yürütme sonsuza gider. Dolayısıyla, sonuçsuzdur. Eğer algılanamaz, tecrübe edilemez bir alemden bahsediliyorsa, kimsenin algılamadığı ve tecrübe etmediği böyle bir alemin varolup olmadığı dahi bilinemez. Eğer varsa ise, ondan daha üst bir benzeri alemin varolup olmadığı bilinemez. Dolayısıyla, algılanamaz dünya hakkında spekülasyon yapmak, ya da "metafizik" yapmak, boş bir çabadır ve kişiyi bir yere götürmez. Bu yüzden böyle bir alem ile ilgili herhangi bir sonuç çıkarmak, ya da bir kabulde bulunmak da tamamen keyfi bir tavırdır ve akıl ve mantık açısından geçerli görülemez. Bilimsel açıdan en tutarlı tavır, algılanamaz ve tecrübe edilemez herhangi birşeyle ilgili bir yargıda bulunmamakdır.

Peki yok kabul etmek, olmadığı anlamına gelir mi diye sorulursa, elbette ki gelmez. Fakat elimizdeki imkanlarla algılamanın ve tecrübe etmenin mümkün olmadığı bir şeyi yok kabul etme hakkımız vardır. Hatta bu en doğal tavırdır. Kanıtın yokluğu, yokluğun kanıtı değildir elbette ama varlığın kanıtı hiç değildir. Sonuçta böyle bir durumda verilebilecek herhangi bir yargı bir kabul olmaya mahkumdur ve bilimin tutumluluk ilkesi gereği, en sade açıklamalar kabul edilmeli, açıklamalar gereksiz yere kompleksleştirilmemelidir.

Kaynak: How We Believe (Michael Shermer)

http://portal.ateizm2.org sitesinden alınmıştır