23 Şubat 2007

Bilim ve Din


Bilim ile din bağdaşmaz. Din adamları ne derse desin, ister peygamberin "İlim Çin'de de olsa alın" sözünü örnek versinler, ister başka bazı gerekçelerle bilimi yüceltsinler, ve İslam'ın ya da herhangi başka bir dinin bilimle çelişmediğini söylesinler, özünde bağdaşamaz iki düşünce biçimi olan bilim ile dini uzlaştırmak mümkün değildir.

Bunun sebebini anlamak inançlıların çoğuna zor gelir. Bizlerin, sırf dine ve Tanrı'ya karşı içimizde beslediğimiz bir düşmanlıktan dolayı bu tür karalayıcı sözlerle dine saldırdığımıza inanmak isterler.

Bu yüzden, bu düşüncemizin sebebini burada örnekleriyle açıklamak istiyorum.

Din ile bilimin birinci önemli farkı "yanlışlanabilirlik" noktasındadır. Bilimde, yanlışlanabilir olmayan bir kavramın bilgi değeri yoktur.

Yanlışlanabilirliği kısaca açıklayacak olursak, bir önermenin yanlışlanabilir olması demek, eğer yanlışsa, yanlışlığının ortaya çıkartılabilir olması demektir. "Elimde kırmızı bir balon var" yanlışlanabilir bir önermedir. Eğer yanlışsa, yani elimde bir balon yoksa, ya da başka renk bir balon varsa, bunu anlamak çok kolaydır. Fakat "Ölümden sonra hayat var" yanlışlanabilir değildir. Ya da "Komşunun başına gelen kötü olay, benim bedduam yüzündendir" gibi bir önerme, yanlışlanabilir değildir. Bilimde, yanlış olması durumunda, bunu anlamaya imkan olmayan bu tür ifadelerin bilgi değeri yoktur.

Fakat dinde bu tür yanlışlanamaz pek çok ifade vardır. Dolayısıyla dinsel bilginin pek çok örneğinin, test edilip, yanlış olup olmadığının görülmesi mümkün değildir. Aslında dinde yanlışlanabilir ifadeler de vardır, ve onların da bir kısmı yanlışlanmıştır. Fakat, bu ayrı bir konu ve bu yazıda asıl üstünde durmak istediğimiz nokta dinin pek çok bilgisinin genel olarak yanlışlanabilir olmadığıdır.

Evrenin Tanrı'nın ol demesiyle oluştuğuna, öbür dünyada bizleri ödül veya cezanın beklediğine, vs. inanırken uygulanan mentaliteyi, bilimsel alanda uygulamaya kalksak, herhangi bir bilimsel problemde, karşımıza çıkan ve durumu açıklıyor gibi görünen ilk açıklamaya dört elle sarılır ve pek çok hata yapardık.

Örneğin, "Dünya düzdür" gibi bir önerme, dış dünyayla ilgili gözlemlerimize uyduğu için, bundan kuşku duymaz ve dünyanın yuvarlak olduğunu bu yüzyılda bile belki hala öğrenmemiş olurduk. Bir önermenin, dış dünya verilerine bakılarak doğrulanması kolaydır. Tek derdimiz durumu açıklıyormuş gibi görünen bir ifade bulmaksa, bu pek çok durumda mümkündür. Hatta gözlemlerle de doğrulanabilen birden fazla açıklama geliştirilebilir pek çok durumda. Eğer bunları yanlışlamaya uğraşmazsak, yanlış olduklarından şüphe edip yanlışlıklarını ortaya çıkartacak testlere tabi tutmazsak, çok kolay yanılabiliriz. "Dünya düzdür" yanlışlanabilir bir önermedir. Yanlışlığının ortaya çıkartılması mümkündür. Örneğin, en basiti "Dünya düz olsaydı, denize açılan geminin direği, gemi kıyıdan uzaklaştıkça, ufukta kaybolmazdı" gibi bir gözlemle, "Dünya düzdür"ün yanlışlanması mümkündür. Fakat buna rağmen, sırf insanlar yanlışlamaya uğraşmadığı için, yüzyıllarca "Dünya düzdür" açıklamasına inanıldığı düşünülürse, bir de teorik olarak dahi yanlışlanması mümkün olmayan açıklamaların toplumda geniş şekilde kabul görmesinin bırakacağı izi ve bu durumun dünyayı algılayışımızı nasıl geri bırakacağını varın siz düşünün.

Nitekim bugün durum budur. Dünya üzerinde yüz milyonlarca, belki milyarlarca insan, öldükten sonra yaşayacaklarını ve ceza ya da ödül alacaklarını düşünüyor. Görünmez, her şeye kadir ve her şeyi bilen bir varlığın evreni ve bizi yarattığına inanıyor. Bunun "Dünya düzdür" örneğindeki gibi yanıltıcı bir varsayım olduğunu hiç de azımsanmayacak sayıda bir kesim biliyor bereket, ama yine de bu yeterli değil ve bu yüzyılda bile insanların dünyayla ve evrenle ilgili kavrayışlarının bu derece sığ olduğunu görmek, gerçekten endişe verici.

Yanlışlanabilir olmayan bir şeye inanmanın yaratacağı problemleri görmemek, zihnini böyle bir tavra alıştırmak, sadece kolay aldanmaya değil, dünyayı yanlış algılamaya ve dünya ve evrenle ilgili kavrayışımızın sığlaşmasına da sebep olur. Dinsel bilgiler ve dinsel düşünce tarzı ise bize pek çok bu tür imkan verir.

Bilimle din arasındaki bir başka fark, bilimde yargıların deneyden (testten) sonra, dinde ise önce yapılmasıdır.

Bilimde yargılar deneyden (testten) sonra yapılır. Deneyin sonucuna göre, gerekirse yargılar değiştirilir. Dinde ise yargılar baştan verilir, doğrular baştan bellidir, ve deneyin sonucu bu bilgilere göre yorumlanır. Bu yüzden bir mümini kuranda geçen bir ifadenin yanlış olduğuna ikna edemezsiniz örneğin. Çünkü kuranda geçen tüm ifadelerin doğruluğunu baştan kabul etmiştir. Eğer herhangi bir ifade, günümüzde bilinen bazı gerçeklere aykırı düşerse, basitçe bu ifadenin yorumlanış tarzını değiştirir. Dini ifade hala doğrudur, baştan beri doğrudur, sadece mümin geçmişte onu yanlış anlamıştır. Açıklaması budur.

Bunu da ancak kurandaki söz konusu bilginin sorgulanmasına sebep olacak yeni bir bilgiyi başkası bulup ortaya çıkardığı zaman yapar. Müminin kendisinin kurandaki bilgilere aykırı düşecek, dolayısıyla, o bilgiyi yorumlayış tarzını değiştirmesine sebep olacak türde bir bilgi ortaya çıkarması bile mümkün değildir. Çünkü o bilgileri sorgulayacak türde bir eylemi bile olamaz müminin.


Dolayısıyla, dinsel düşünce şekli, doğruların sorgulanmasının önünde de bir engeldir. İnsanların Adem ve Havva'dan türediğine inanan biri, dağa, bozkıra çıkıp, ilkel insan fosili aramaz. Kutsal kitaplara göre dünya 6000 yıl kadar önce, toplam 6 günde yaratıldığı için, dünyanın yaşını ve nasıl oluştuğunu merak edip tespit etmeye çalışmaz. Bu tespitleri ancak düşünce tarzları ve eylemleri dinle motive edilmemiş bilim adamları yapar, ve müminlerin bu konudaki tek eylemleri, bu yeni bilgilerin ışığında kendi inançlarını ve kutsal kitapları "yorumlama" tarzlarını gözden geçirmek olur. (6 günü, 6 aşama olarak değiştirip, buna mecazi diyerek örneğin). Tüm enerjilerini, kendi doğru bildikleri şeyleri yeni bilgiler ışığında gözden geçirip, gerekirse yorumlayarak, doğruluklarından emin olmaya ayırmak zorunda kalırlar. Yeni bilgi ortaya çıkartamazlar. Çünkü eski bilgileri sorgulamazlar. Eski bilgiler kutsal bilgi ve sorgulanmayacak, doğruluğu kesin bilgi olduğu için, ancak başkaları asıl doğru bilgiyi ve asıl gerçeği gözlerine soktuğunda gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalırlar. Bunun dışında, doğruları sorgulamak ve ortaya çıkarmak için bir motivasyonları, ve bir gerekçeleri yoktur.

Yani, dinsel düşüncenin bilimle bağdaşmayan ve hatta bilimi engelleyen bir başka unsuru, bilimsel araştırma konusunda motivasyon bırakmamasıdır.

Dinsel bilgi Tanrısaldır ve doğrudur. Sorgulanmasının bir gereği yoktur. Hatta sorgulanması bir günahtır. Bu durumda, bir müminin, evrenin ve canlılığın yaratılışı, insanın ortaya çıkışı, dünyanın yaşı, vs. gibi dış dünya ile ilgili algılayışımızın temelinde yer alan noktalarla ilgili sorgulayıcı bilimsel araştırmalar yapmak için bir motivasyon ve mantıksal bir gerekçe bulması kolay değildir. Cemaat liderleri ve dini önderleri, bilimsel aktivitenin günlük hayattan gözlenmiş pratik yararları yüzünden bilimi ve bilimsel araştırmayı sözlerle teşvik etmeye çalışsalar da durum budur. Bu yüzden ne İslami kesimden, ne de Hıristiyan ve Musevilerin fundamentalist kesiminden doğru dürüst bilimsel buluş çıkmaz.

Ayrıca, üç büyük dindeki öbür dünya inancı da, bilimsel aktiviteyi engelleyen bir başka unsurdur. Öyle ya, eğer bu dünya faniyse ve gerçek hayat, sonsuz süreli olarak öbür dünyadaysa, ve bu dünyadaki hayat sadece öbür tarafa hazırlık için geçirilmesi gereken bir imtihansa, siz sözlerle bilimi ne kadar özendirirseniz özendirin, bilimsel eylem, müminleri inandırdığınız bu diğer açıklamalarla çelişecektir. İmtihan dünyasında yapılması gereken şey, her tutarlı düşünen müminin göreceği gibi, bolca ibadet yapıp öbür dünyaya hazırlanmaktır. Yoksa, bütün ömrünü milyonlarca böcek ve kelebek türünü sınıflandırarak veya dağ taş dolaşıp yeryüzündeki kaya tabakalarının oluşumunu inceleyerek geçirmek değil. Bu tür eylemlerin gerektirdiği yaşam tarzının, müminin yaşaması gereken türde bir yaşamla (5 vakit namaz ve günlük hayatın her ayrıntısında dinsel prensiplere uymak gibi) uyuşmaması bir yana, işin bir de müminin böyle bir monoton, uzun süreli ve sıkıcı bilimsel aktiviteye kendi hayatında yer ve gerekçe görmemesi yönü vardır. Çünkü müminin hayatının daha önemli bir yönü vardır. Müminin hayatı bir imtihandır ve önemsiz ayrıntılarla harcanmamalıdır. Hayattaki en önemli şey, hatta tek önemli şey, iyi ibadet edip, iyi bir mümin olmak ve öbür dünyaya iyi hazırlanmaktır.

Dolayısıyla, dinci kesim ne derse desin, bilimle dinin bağdaştığı ve dinin bilime köstek olmadığı, vs. türündeki iddialarını kanıtlayamazlar. Çünkü ortada, yukarıda açıkladığımız somut gözlemler vardır. Hem dinine bağlı olup, hem de bilimsel alanda çeşitli buluşlar ortaya çıkartmış birilerinin tespit edilip örnek olarak getirilmesi bu gerçeği değiştirmez, çünkü burada tartıştığımız konular tek tek kişilerle ilgili değil, toplumla ve toplumsal davranışlarla ilgili sosyolojik konulardır.

Eski zamanlarda buluşlar yapılmış olmasının da kafa karıştırıcı bir tarafı yoktur. Bütün mesele buluşu yapan zihniyetin ne olduğudur.

Buluşların nasıl yapıldığı bellidir. Yeni bir bilgi ortaya çıkarmak, eski bilgiyi sorgulamayı, eski açıklamadan farklı olan hipotezler ortaya çıkarmayı ve bu hipotezleri test etmeyi gerektirir.

"Gülün Adı" filmindeki bilimsel zihinli rahibin de yaptığı budur, küçük bir çocuğun oyun oynarken yaptığı da budur. Küçük bebeklerin, ellerine aldıkları bir cismi evirip çevirip bakmaları, ağızlarına götürmeleri, cismi sağa sola vurmaları ya da çekiştirmeleri, aslında birer deneydir. Çocuk kendi kafasında dış dünyanın nasıl işlediğini anlamaya çalışmaktadır. Küçük çocuklar bile, bilim adamlarının uyguladığı yöntemleri uygulayarak öğrenir (ilkel şekliyle).


Dinde karşı çıkılan nokta ise, imanın gerektirdiği zihniyetin, bu evrensel bilgi arttırma kurallarıyla çelişmesidir. Dinin teşvik ettiği zihniyet, eski bilinenlerden şüphe duyup sorgulamaya engeldir. Din doğruları vermiştir, bu yüzden sorgulayıp deney yapmayı gereksiz kılar dinsel zihniyet.

Fakat bunu %100 başarıyla gerçekleştiremez elbette. Çünkü insanoğlunun sorgulayıcı yönü de vardır. Din sadece bunu zorlaştırmakla yetinir. Tamamen köreltemez. Eğer köreltebilseydi, insanoğlunun dinsel düşünce batağına battığı karanlık çağlardan çıkması mümkün olmazdı.

Yargının testten sonra değil önce yapılması gibi bir düşünme şekline kendini alıştıran birinin, başarılı bir bilimsel zihin geliştirmesi mümkün değildir. Bu yüzden gerçek bilim adamları arasında inançlı oranı çok düşüktür. (1998 yılında Nature dergisi tarafından ünlü bilim adamları arasında yapılan bir anketin sonucuna göre, bu bilim adamları arasındaki inançlı oranını %7.9, inançsız oranını %76.7 ve agnostik oranını da %23.3'tür).

Bilim dine rağmen gelişir. Çünkü dinsel düşünce, insanoğlunu son zerresine kadar esir alamaz. Fakat bilim geliştiğinde, insanoğlunun dinsel düşünceyle bağdaşmayan özellikleri sebebiyle gelişir.

Bilim ile din bağdaşmaz. Din, bilimin ve bilimsel gelişmenin önünde bir engeldir. Bu yüzden de insanlara, özellikle de genç nesle bilimsel düşünmenin ilke ve kuralları öğretilmeli, dinsel değil bilimsel kafalar yetiştirilmelidir.

mantık


18 yorum:

  1. Çok güzel bir yazı... Din ile bilim arasındaki uyuşmazlıkları, hatta çelişkileri açık bir anlatımla güzel bir şekilde işlemişsiniz... Belki birkaç madde daha eklenebilirdi yazıya, ama buna rağmen çok güzel bir yazıydı... Teşekkürlerimi sunmak istiyorum...

    YanıtlaSil
  2. "İlim Çin'de bile olsa....."....?Bu bir hadis'dir...

    Ne kadar doğrudur? Peygamber kendi ağzından çıkan sözleri yakın takipçilerine yasakladığına göre bu söz ona ait değil. Olsa olsa Semerkant külliyesinden yetişme İslamcılara ait bir hadis olmalı...

    Doğru yanlış terimi kullanmak istemedim...Saadet döneminden ve halifeliğin sahabelerden çıkışının hemen akabinde gelişen bir İslam bilimi...

    Ardında yatan asıl nedenler....Hadis doğru ise; Medine'nin Mekke'ye karşı uzak doğu ticaretini tartışmamız gerek değilse saadet döneminin ilk sonu halife dönemleri ve sonrasını...

    YanıtlaSil
  3. BİZİ YÜZYILLAR ÖNCE KANDIRMIŞLAR BİR DELİ KUYUYA TAŞ ATMIŞ KIRK AKILLI ÇIKARAMAMIŞ.TANRIYI İNSANLAR YARATMIŞ VE AYNI ŞİMDİKİ GİBİ

    YanıtlaSil
  4. allah hepinize akıl fikir versin. allahın vermiş olduğu bunca nimeti görmeyip, bütün bunları doğanın armağanı olarak kabul eden sizlere acıyorum. elbet her fani ölümü tadacaktır. sizler de o gün geldiğinde gerçeğin ne olduğnu göreceksiniz. o gün kaybettiğinizi anladığınızda acaba neler yapacaksınız. zamanın ebu lehepleri, ebu cehillleri olarak son nefesinizi nasıl vereceksisiniz. o gün çok değer verdiğiniz bilim ve ateist dostlarınız yanınızda olacak mı? bütün bu soruların cevapları elbette var. bunun için size verilen ömrün sonnunun gelmesi gerek. allah girmiş olduğunuz bu yoldan tez zamanda dönüp doğruyu bulmanıza yardımcı olsun. arkadaşlar gittiğiniz yol yol değil, çok geç olmadan dönün.

    YanıtlaSil
  5. islam diniyle bilimi bağdaştıramamayı anlamlandıramıyorum anlaşılan Kuran'ı anlayamamışsınız veya anlamak istememişsiniz. birçok örnek sayabilirim eğer bazı gerçeklerden kaçmazsanız araştırıp anlarsanız örneğin bi site önerebilirim:
    http://www.kuranvebilim.com/
    "ilim çindede olsa talep ediniz" hadisi doğrultusunda birçok müslüman çalışmıştır nice alimler abdestsiz kaleme dokunmazmış şu anda dahi bu derecede olmasa da birçok alim vardır.emeviler abbasiler osmanlı ve daha birçok dönemde de binlercesi. inanmıyosanız araştırın islam dini öğrenmeyi teşvik eder. insanlar bakar körlerden olmaktan çıkıp doğruyu gördüğü vakit bunu idrak edebilir.en azından kafanı kaldırıp bi etrafına bak eğer hala Allah' ı anlayamıyorsan... hepiniz inşallah geç olmadan doğru yolu bulursunuz.
    ister inanın ister inanmayın gerçekten sizler için dahi dua eden birçok kişi var. böyle bi ülkede -bazı gerçeklere daha kolay ulaşabilmek açısından- yaşadığınız için binlerce şükür gerekir.Allah aşkına biraz etrafına bakın, Kuran' ı idrak etmeye çalışın geç olmadan... lütfen biraz önyargısız akıllıca davranın kendimden bu kadar emin konuştuğuma göre ciddiye alın ve daha birçok örnek sayabilirim lütfen...

    YanıtlaSil
  6. Nurmurat: Din ile Bilim bir araya gelirler. Bilim Din'e öyle böyle bakar ve sınamaya başlar. Bakar Din kardeş der bir benim yöntemlerime göre ve benim anlayışıma göre bilim şöyle,böyle ve öyle yapılır der. Yalnız seni bir türlü kendi değerlerimle tartamadım.O zaman benim yanımda olman biraz zor. Sıra Dine gelmiş ve Din demiş ki sana bakıyorum da kendim öyle anlayabiliyorum. Her zaman yanımda ol ki ben gerçeğe ulaşabileyim. Kıssadan hisse.. din değil de bilimci geçinenler din ile çatışıyor. ya lütfen ateistim deyiverin, bilim zarar görmez dine de zararı değmez. ama lütfen ikisini çatırştırmayın. zira din her zaman musamahalı olmuştur.

    YanıtlaSil
  7. PARMAK İZLERİNDE SAKLANAN KİMLİK

    Her insanın parmak izi kendine özeldir ve buna tek yumurta ikizleri de (aynı DNA dizilimine sahip) dahildir. Farklı bir deyişle, insanların parmak uçlarında kimlikleri şifrelenmiştir.

    Kuran'da, insanları ölümden sonra diriltmenin Allah için çok kolay olduğu anlatılırken, insanların özellikle parmak uçlarına dikkat çekilir:

    Evet; onun parmak uçlarını dahi derleyip-(yeniden) düzene koymaya güç yetirenleriz. (Kıyamet Suresi, 4)

    Ayette parmak uçlarının vurgulanması, son derece hikmetli ve dikkat çekicidir. Çünkü parmak izindeki şekiller ve detaylar, tamamen kişiye özeldir. Dünya üzerinde yaşayan ve insanlık tarihi tarih boyunca yaşamış olan tüm insanların parmak izleri birbirinden farklıdır.

    Parmak izi doğumdan önce cenin üzerinde son şeklini alır ve kalıcı yara olması dışında ömür boyu sabit kalır. İşte bu nedenle parmak izi, herkese özel çok önemli bir "kimlik kartı" sayılmakta ve parmak izi bilimi ise insanlar tarafından bilinen değişmez ve yanılmaz kimlik tespit yöntemi olarak kullanılmaktadır.Parmak izi, bugün suçlunun tespitinde oldukça önem kazanmıştır. Kesin delil teşkil etmektedir.

    Parmak izi özelliği ancak 19. yüzyılın sonlarına doğru keşfedilmiştir. Ondan önce, insanlar parmak izini hiçbir özelliği ve anlamı olmayan çizgiler olarak görmüştür. Fakat Kuran'da, o dönemde (14 asır önce) kimsenin dikkatini dahi çekmeyen parmak izleri vurgulanmakta ve bu izlerin ancak çağımızda fark edilen önemine dikkat çekilmektedir.

    Bir hastamın elinde (avuç içinde) derin kesi oluşmuş ve 3 haftaya kadar ancak iyileşmişti. Yara yerine 4-5 adet dikiş atmıştık. Yara tam iyileştikten sonra bile insana özel olan o çizgilerin yeniden uç uca geldiğini gördüm. Bu duruma daha dünyada iken tanık olmuştum. Ama Kuran bunu 1400 yıl önce haber vermişti.

    YanıtlaSil
  8. Kuşkusuzki bilim ve din arasındaki keskin çizgiyi görebilmek için okumak,düşünmek ve herşeyden önemlisi bireyin kendine sorular yöneltmesi gerekir.Bildiğimiz şekliyle bilimi ve dini birbirinden ayıran en önemli özellik dinlerin dogmadan ibaret olmalarıdır,yani bireyin kendine soru sormasını veya varlığını sorgulamasını dogmalar aracılığıyla engellemiş olur. Başlangıcı ve sonu bellidir. Varlığını oluşturan tüm öğeler hiç tereddütsüz (deneysiz, sorgusuz) kesindir. Sizin yerinize düşünülmüş, yazılmış ve aksinin ispatı mümkün değildir. Oysa bilim tamda bu noktada devreye girer!!herşeyi sorgulamaktır, araştırmaktır, öğrenmektir, anlamaktır ve en önemlisi bilmektir. Sürekli tekrarlanan argümanlardan biride kitapta 1400 yıl öncede yazıyordu şeklindeki kısır tartışmalardır. Yani ne gariptir ki din kendisinin ispatını mütemadiyen bilimde aramaktadır. Fakat buna rağmen bilimden pozitif yönde zerre kadar yararlanılmamış tam aksine dini pekiştirmek adına dahada fazla çaba harcanmış ve bu yolla bilim reddedilmiştir.***Bu konuyu Sayın İlhan Arsel Şöyle değerlendirmiştir; Bati ülkelerinin en ileri gideninden en geride kalmis olanina varincaya kadar hepsinde aydin siniflar, insan varligini kurtulusa çikarabilmek için akil denen seyi bagimsizliga, ve dinsel baskidan uzak kilmaga çalismislardir, Oysa Islam dünya'sinda buna benzer bir caba sarfedilmemistir. Islam dünya'sinin bilgin ve düsünürleri, eski yunan kaynaklarini "hümanistik" açidan ele almamislar ve kisi'yi seriat'in tutsakligindan kurtarmayi ve insan aklini özgürlüge ulastirmayi kendilerine amaç yapmamislardir. Aksine, aydin diye bilinen siniflar, kisi'yi, seriat'in tanimladigi sekilde, yani "Kul" niteligi içerisinde tutmak, fikir özgürlügünden uzak kilmak, kader oyuncagi yapmak ve Tanri-Peygamber emirlerine uydurmak yolunu seçmisler, ve bunda basarili olabilmek için Aristo ya da Eflatun ya da Galen , Hippokrat vs gibi yunan kaynaklarini kendilerine araç edinmislerdir [457]. Bati'li aydin, dogma'ciliga ve iskolastik'cilige son verebildigi halde Islam dünyasi, insan beynini bu hastaliklardan kurtaramamislardir. Insan varligi'nin kutsalligina, insanlik haysiyetinin degerine ve tek sözcük ile "insan sevgisine" sahip olmadiklari için bunu yapabilecek güç ve cesaret'ten de yoksun kalmislardir.

    http://www.ilhan-arsel.org/Aydin_ve_Aydin/a1407.htm

    YanıtlaSil
  9. elinize sağlık site çok harika olmuşşş

    YanıtlaSil
  10. islamın ''İlim Çİnde de olsa arayınız''ifadesi pozitif bilimi kapsamamaktadır,islamın bilimden kastı İlim yani dini öğretiye dayalı bilgidir.

    YanıtlaSil
  11. Mesele bir dinin temelleri üzerine yapılan tartışmamıdır?
    Mesele bilimin yükselmesi için diden arındırılmasımıdır?
    Mesele bilim adamlarının dinsiz olması gerektiğimidir?
    Bir inanca bağlı olmayan bir insan,
    Bir yüceliğe inanmayan bir insan,
    Kendinden yücesinin olduğunu bilipte hareket etmeyen bir insandan milyarlarca insana yarar sağlayabilecek bir buluş bir bilimsel faaliyet gerçekleştirmesi nasıl beklenebilir.
    Şuan da yaşadığımız yüzyıl içerisinde yeni yeni yapılan buluşların 1400 sene önce gelmiş bir kitabın içerisinde üstün bir özenle yerleştirilmiş kelimeler pozitif bilimlerin temelini oluşturması sonunu göstermesi size İslam ın geride kalıp işlevini bitiren bir din olarak mı gösteriyor.
    Yoksa sadece İslam çatısı altında İslam ı yanlış yorumlayanlarla birlikte olmamak için mi başta tüm dinler deyipte sonradan İslam a saldırıyorsunuz.
    Onu da anlamış değilim.
    Ben kimim ne sizin gibi bir profösör
    ne bir dokktor mühendis yazar çizer
    Bir düzen içersinde işleyen dünyanın akışına bakmak ve onu anlamak isteyen bir adamım sadece.
    Sadece birşeyleri bilmek istiyorum.
    Ama bilme yolunda ilerlerken de asla ama asla bana bir pis sudan yaratıldığım gerçeğini söyleyen ilahi kitabın bu kadar saf olan gerçekliğine inkar ederek değil her farklı konuyu tartarak.
    Bunu yapmaya çalıştığımda cemaatçi dinci terörist oluyorum bazılarına göre
    Ama ben en azından cahil insan gibi bir şeye yönelmek için bin şeyi inkar etmiyorum ki vesselam

    YanıtlaSil
  12. Çok çok teşekkürler, aynen devam, harika bi site..

    YanıtlaSil
  13. richard dawkins usta bir yazardır. Sözünü sakınmayan bir yazardır ve samimi bir yazardır. Paçasından cahillik akan bu zavallı dindarlara kızamam, tüm suç onların değil ama bir dakika durup düşünürlerse ve cidden dini yalanlarken saçma sapan karalamalar yapmayan, güzel mantıklı açıklamalar da var mış, ben bi okuyim, bilgileniyim demenizi isterim. sevgili dinin boyunduruğuna tutsak olmuş yitik nesiller, evrimci biyologların kitaplarını okuyun, stewen weinberg'in fizik kitaplarını okuyun ve de en önemlisi Richard Dawkins'in az sonra sayacağım üç kitabını okuyun. Bunları okuduktan sonra bu saçma salak yok parmak iziymiş yok bu kuranda zaten yazıyomuş gibi yorumların ne kadar aciz ve ne kadr acınası olduğunu açık ve net bir şekilde göreceksiniz ve doğanın muhteeşmliğine saygı duyacaksınız, başka aracılara değil. işte hayat iksiri olan o üç kitap şunlardır : gen bencildir(the selfish gene) , kör saatçi(the blind watchmaker), tanrı yanılgısı(the god delusion). bunları okuyup yine aynı yorumları içi rahat bi şekilde yazabilecek olanın aklından şüphe ederim. isteyen denesin.

    YanıtlaSil
  14. sübhanallah kardeş ibretlik paylaşım.

    YanıtlaSil
  15. sevgili ateist veya dindar gardaşım.."ilim çinde de olsa gidiniz"hadisinde kastedilen uzaklarda da olsa aranması gereken -din bilgileridir-ve bu hadiste asla modern,şüpheci ve pozitif bilime atıf yoktur.Önce bu böyle biline,..21 inci yüzyılın Türkiyesine aslında en büyük kötülüğü cumhuriyet sonrasında İmam hatip okullarını ve İlahiyat fakültelerini kurarak artık insanlığın ihtiyaçlarına cevap veremiyecek hale gelmiş din`e kelli-felli,kravatlı ve profesör doçent ünvanlı mollalar yetiştirmenin altyapısını kuran siyasetçiler yapmışlardır.90 küsür yıl sonra bugün Türk insanının bilim ve din arasındaki uzlaşmaz antagonist çelişkileri sorgulayamamasının asıl sebebi budur.Sözgelimi yaşadığı mahallede kendi bacısına cinsel obje gözüyle bakan bir erkeğin elbette öldürülmesi gerekir,ama aynı mantıkla cuma hutbesinde Ademle-Havva hikayesini anlatan imama "hocam nasıl olur da Ademin çocukları birbiriyle evlenir,hiç bacı kardeş birbiriyle evlenebilir mi?Allah Ademle Havva gibi başka bir çift daha yaratıp onların çocukları vasıtasıyla bu sapıklığı önleyemez miydi"diye sormayı düşünemez.Demem o ki sevgili gardaşım,biz keline saç ektiren kravatlı ve prof.ünvanlı Yaşar Nuri,Ömer Çelakıl gibi mollaları ve onların "ılımlı islam"projelerini doğru okuyamazsak haliyle Dini bilimle uyuşur zannederek daha çook "aaa bu bilgi zaten 1400 yıl öncesinde Kuran`da vardı"teranelerini duymaya devam edeceğiz..

    YanıtlaSil
  16. çok doğru bi tespit bence örümcek kafalılığı bikenara bırakıp herkesin araştırması gerekir.din sorgulamayın diyosa tanrı bize neden akıl vermiş:))

    YanıtlaSil
  17. Enterasan bir yazi.Yarininin olup olmayacagini bilmeyen ve yok olup gidecegini bilen biri niye milyonlarca cicek ve bocekle ugrassin? Ne ugruna?Ben oldukten sonra yok olacak esamem okunmiyacaksa okunsada ben yok olduktan sonra bunun bana bir faydasi yoksa ne ugruna kendimi bilim diye yirtayim?niye buluslar pesinde kosayim?benim inandigim din bilime bulusa merak etmeye engel degil .Ateistlerin acmazi hep ilklerde!su nedir?h2o.nasil birlesir h ve o.tesadufen.h nasil cikmis ortaya tesadufen.niye 2 h bir o tesadufen?insan vucudunda 700 trilyon hucre var ve herbiri digeriyle uyum icinde.Herbirinde saniyede gerceklesen kimyasal reaksiyonlar aklin alamayacagi hiz ve sayida.bunlarin tamamini ele al ve sor cevap tesaduf!Bence bir ateistin insan olmasi ve aklinin varligini ileri surmesi de bir tesaduf

    YanıtlaSil

Yorumlarınızı yazarken lütfen kaba olmayın. Küfürlü, aşağılayıcı, hakaret içeren ve yazı içeriğiyle ilgili olmayan yorumlar yayınlanmayacaktır.